İş Mahkemeleri Yüzünden İş Yapamaz Hale Geldik!


Adıyaman'da yaklaşık Bin kişiye istihdam sağlayan İş İnsanı Mehmet (Hamo)Dicle,Şirketi aleyhine açılan haksız davalardan dolayı iş yapamaz hale geldiklerini söyledi.

post
 YEREL    06.01.2020 10:37:26    Bu İçerik 1630 kez görüntülendi.


Sahip oldukları aile şirketlerinde yaklaşık Bin kişiye istihdam sağlayan İş İnsanı Mehmet Dicle,bazı davalarda davacı,avukat ve bilirkişinin adeta çete gibi çalıştıklarını iddia ederek bu haksızlıkların önüne bir an önce geçilmesi gerektiğini söyledi.Dicle, " Bizim amacımız hem Adıyaman'ımıza hem de ülkemize katma değer üretmektir,insanlarımıza aş-iş kapısı açmaktır.Maalesef birileri kanun boşluğundan yararlanarak hakkımızda davalar açmakta ve bizi iş yapamaz noktasına getirmektedir.Haklı olsalar başımız üstüne ama değiller.."

Dicle,"  Maalesef üzülerek ifade edeyim ki; Bize karşı açılan bazı haksız davalarda Hukuk ayaklar altına alınmaktadır.Biz sadece ilimize,ülkemize istihdam sağlıyoruz.Kasıtlı olarak aleyhimize açılan davalardan dolayı iş yapamaz hale geldik.Daha doğrusu işten nefret etme noktasına geldik.Bazı avukat,bilirkişi ve davacılar çete gibi çalışıyor.Kanun boşluğundan yararlanıp bizi mahkum etmeye çalışıyorlar.Hukuk bu mudur? Bu servet düşmanlığı niye " diyerek sitemlerini dile getirdi.

SORU: Mehmet bey nedir bu iş mahkemelerinden şikayetiniz?

 CEVAP: " Anlatılacak o kadar çok konu var ki, Başımıza gelen ve Türkiye de örnek olacak bir hadiseyle başlayım.Olayın gerçeği bu şekilde gerçekleşti. 04.06.2008 tarihinde bizim arpa alım yerinde çiftçiler arpalarını bize satmak üzere alım yerine getirirler.Binlerce çiftçi arpalarını getirirler ve zaman zaman 1 km araç kuyruğu oluşur.Bu arada 02 FC 091 plakalı araç da arpa getirmiştir ve sırada beklemektedir.Söz konusu aracın şoförü Hasan Öztürk bizim iş yeri mutfağında sabah kahvaltı yapıyor.Saat 08:30 da alım başlayınca şoförler araç başına giderler bu arada Hasan Öztürk yanında getirdiği Muzaffer Öztürk'ü şoför olarak aracın başına gönderiyor.Bizde kayıtlı ve görevli değil gittiği araç da bile herhangi bir kaydı yoktur görevli ve sorumluda değildir tamamen acemi şoför, değil ehliyeti yok sorumlu değil neden aracın başına gittiği de bilinmiyor.Tamamen bizimle işi olmayan birisi.Güya aracın sırasını takip edecek.Kullanmasını bilmediği için binip tekrar geri iniyor.Geri ineceği sırada yan tarafta geçen ve bizim şirkete ait olan 02 FU 806 plakalı sırayı takip eden araç kendisinin aracını 10 metre kadar geçmişken kapıyı açıyor ve mesafe daralınca kapıyı tutuş şekli bile yanlış olduğu için eli yan taraftan gelen aracın dorsenin son kapağının ve kendi açtığı aracın kapısının arasında sıkışarak parmağı eziliyor.Bizim iş sahamızda olaya sebebiyet vermiş.Hiç ilgisi olmayan bir adam olaydan 17 gün sonra bizim şirkete ve yandan geçen araç şoförüne maddi ve manevi dava açıyor.Soruyorum bizim ile hiçbir ilgisi olmayan yüzde 100 suçlu olan gelip bu olaya sebebiyet veren nasıl oluyor da bize tazminat davası açabiliyor? Ayrıca sigortadan 22 bin TL para alıyor ve tazminat davası kararı veriliyor faizi ile birlikte 190 bin TL para talep ediliyor ve tamamını bizim şirketten istiyor.Bu yönde karar verilmiş.Böyle kolay iki yalan ile servet edinilebiliyorsa hiç kimsenin çalışmasına gerek yok parmağını bir yere kıstırıp dava açar ve bir servet sahibi olur.Bu nasıl adalet böyle yargılama olur mu? Hiç ilgi ve alakamız olmayan biri nasıl bize maddi ve manevi tazminat davası açıyor anlamak mümkün değil gerçek olay budur.Esas Muzaffer Öztürk burada ne geziyor bu vakada % 100 suçlu iken maddi ve manevi tazminat davasını nasıl açabiliyor.Esas suçu işleyen Hasan Öztürk  olmasına rağmen neden adı mahkeme de geçmiyor? Böyle bir yargı olabilir mi ? Aslında bizim dava açmamız gerekiyor.İş mahkemelerine nasıl böyle kolay  gidiliyor anlamak mümkün değil.?Avukat ve işçilerin yalanı üzerine verilen kararlar iş sahiplerini büyük bir sıkıntıya koyuyor.Dava doğru ve yalansız olsa sorun yok ama, dava tamamen yalan üzerine yürütülüyor ilgi ve alakamız yok bunlar nasıl böyle bir karar veriliyor? Bu adam kim, bizim ile ne ilgisi var, niçin buraya gelmiş,anlamak mümkün değildir.Niçin getirdiği araç sahibi ceza almazken tüm ceza bize veriliyor? Çünkü bu adamı tanımıyoruz ve bizle bir ilgisi yok,artık yalanı mahkemelerde suç haline getirin.Yalan üzerine insanlar niye mahkum ediliyor?Yalan söylemek risk olsa bir daha söylemezler aslında bunu bir suç haline getirilirse ne işçi,ne avukat ne de  bilir kişi  yalan söylemezler.Menfaat karşılığı olduğu için tamamı yalan üzerine yürütülüyor.Aslında yargıda ve sağlıkta menfaat ve yalanın dönmemesi lazım.İnsan sağlığı ve insanı yargılama ile uğraşılmaması lazım.Kim yalan söylüyorsa derhal tutuklanmalı ve avukatlık diplomasının iptal edilmesi lazım.Hakim sorsun senin orada ne işin vardı? Sen kimsin buranın işçisi misin o aracın şoförü mısın, niçin geldin, niçin aracının başına gittin, niçin başkasının iş yerinde böyle bir olaya karışıyorsun?Hem suçlusun hem de haksız yere neden işyerini mahkemeye veriyorsun? Burada hakime görev düşüyor,bu tür parazitlere asla müsamaha etmesin.Bu olayları bir gelir kaynağı haline getirmişler,işte bizim nefret ettiğimizde budur,haklı olsa ne ala. "

SORU : Peki sizce sıkıntı nereden kaynaklanıyor?

CEVAP:"Tamamen avukat ve işçinin servet edinme sistemi.Para için yapmadıkları kalmamış.Bu nasıl adaletsizliktir.İş yeri açıyoruz istihdam sağlayıp işçi çalıştırıyoruz ama gelip böyle davalar karşısında tıkanıyoruz.Bağımsız yargı,bu nasıl bağımsız oluyor? Dışarıdan davetsiz bir misafir gelip bizim iş yerimizde yüzde 100 suç işliyor bize dava açıyorsa bunun karşısında ne yapalım? Mutlaka bu haramiler ve servet düşmanlarından kurtulmamız lazım.Bağımsız yargı ve dürüst adalet bizi kurtarsın.Bu kişileri adliyelerden uzaklaştırmak lazım.Bu kişiler tamamen yargıyı ve insanları yanıltmak için yalan üzerine kurduğu para tuzağı ile iş mahkemelerini meşgul ediyorlar."

"Önce bize ortak oluyor,emekli olduktan sonra dava açıyor"

"Bir şoförümüz bize 1 kamyonda bin 300 TL vererek ortak oldu, 12 yıl ortak çalıştı. 12 yıl sonra babam hacca gidecek hac parası lazım ben ortaklık hissemi satmak istiyorum dedi.Araç bize kayıtlı olduğu için hissesini hesapladık.9 bin TL parasını babasına verdik ve bu parayla babası hacca gitti.2 yıl daha çalıştı ve emekli oldu.Bana tazminat verin dedi.Bizde ortaklıktan dolayı aracımızın Konya karamanda devrildiğini ayrıca Mersin de yüzde 100 suçlu kaza yaptığını toplam ortaklıktan dolayı bize 37 bin TL  borçlu olduğunu söyledik.Ve bu adam bize tazminat davası açtı,ayrıca mahkemede ben ortak değilim dedi araç bize kayıtlı olduğu için.Ve avukat ile iş birliği yaparak yalan ürettiler gece bayram pazar çalıştım dedi.Çalışmasını 30 güne denk getirdi ama günlüğünde öyle demiyor. 1200 tane ıslak imzalı günlüğü varken ortalama 14-17 gün arası çalışmış belgeler bizde mevcuttur.12 yıl ortaklık nasıl yok sayılıyor? Bunu memlekette bilmeyen yok, bu yalan niye mahkemede para ediyor? Bizden ayrıca 76 bin TL tazminat aldı ve her ne kadar dava bitmiş görünüyorsa bile daha devam edilecek.Onu mahkemeye verip yalan söylediğini ve babasına verdiğimiz para ile birlikte 30 yedi bin TL alacağımız olduğunu tahsil etmeye çalışacağız.Babasına hakim yemin ettirsin biz ortak değiliz bana hac parası vermedi desin.O zaman ben bu davayı kabul ederim.Yalandan dolayı fazla tazminat hesaplandığı ve 1  ayda 16 gün fazla hesaplandığı için o parayı da geri talep ediyor.Avukatı da ortak olduğunu bildiği halde bilerek bu yalanları söylediler tamamen iş mahkemesini yanılttılar işler hep yalan üzerine yürütülüyor.      

         İşte örnek, bir işçimizin 2 bin 600 TL tazminatı varken bu yalancı şebekeye düşmüş 56 bin TL'ye  yükseltmişler,vatandaşı 'kandırarak gelin ben sizin davanızı yürütürüm ' diyerek.Vatandaş hak ettiği tazminatı almıyor gidiyor şebekenin yanına orda yalan ile tazminat yeniden hesaplanıyor.Sahtecilerin hesabı 2 bin 600 TL'lik tazminatı 56 bin TL yapan sistem.Böyle bilir kişi olur mu ? Böyle avukat,böyle işçi olur mu? Bu nasıl adalet, nasıl bir güvensizlik,işlerimizi terk edip bu işleri bırakmamız mı lazım? Bunları söylerken bir de tehdit ediliyoruz.Sesini çıkarma bir şey söyleme tutuklanırsın diyorlar.Şu duruma bir bakın, ülkeye yararlı şeyler yapmak suç mu? Ortalık gereksizlerle dolu ve yıl boyu bu adamlarla mücadele ediyoruz. "

SORU : Bunların dışında iş mahkemelerinde devam eden davalarınız var mı?

CEVAP : "Size başımıza gelen bir olayı anlatayım. 2001 yılında Manisa'da bizim bir araba trafik kazasına karıştı ortada davacı yok.Orada ki bir avukat bu olayı duyuyor bizi soruşturuyor.Maddi durumları iyidir deyip gidip davayı davacıdan 3 bin 500 liraya satın alıyor ve bize onların adına tazminat davası açıyor.11 yıl mücadele ettik. Uzak olduğu için artık gidemedik.Ancak 120 bin TL  ödedik, gidip ilgilenemedik neticede para ödedik. Şu hale bir bakın tam bir servet düşmanlığı.Uşak'ta avukat bir arkadaşım vardı,'Mehmet bey gel seni bir uşak çarşısını gezdireyim' dedi ve gittik.Bak dedi parmağı olmayan vatandaşlara.O kısa mesafede bile biz üç tane parmağı kesik kişi gördük.Dedi ki benim battaniye fabrikası olan bir müvekkilim vardı, bir işçiyi işe alması  için çok hatırı sayılır kişileri aracı olarak kullandılar ve o işçiyi işe alıyorlar. 10 gün sonra çalışırken zaten art niyetli olduğu için şahadet parmağını bir makinenin bandına kaptırıyor  ve o müvekkilime  tazminat davası açıyor. bin 500 TL tazminat alıyor  o dönemde asgari ücret 62,00 TL.Sonra bu parayı götürüp bankaya yatırıp ayda 187 TL faizini alıyor.Bu alınan 187 TL asgari ücretin 3 katıdır,ayrıca Bin 500 TL' de servet edinmiş.Bunlar da toplum içinde gezip kendini şerefli, namuslu insan sanıyorlar.Bu ihanetin sonu gelir mi? Böyle bir kepazelik biter mi ve böyle bir servet düşmanlığı olur mu? Bu hakim, savcı ve bilirkişilere bir örnek olsun diye bu olayı söyledim böyle adalet olur mu? Türkiye'de adalet bu mudur? iş yerlerimizi kapatmamız mı gerekiyor? Avukat, bilirkişi, davacı hepsi aynı ve  hakimi de yanıltıyorlar.Ayrıca bir davada hakime itirazımız oldu, hakim bizim avukata diyor ki 'ben Sümerbank çocuğuyum benim kararım bu yöndedir' avukat bunu tutanak haline alın dediğin de 'yok bu benim özelimdir' diyor.Böyle mahkemeye nasıl güveneceksin? Verilen para hırsızlıktan beter,bu olay Gaziantep adliyesinde meydana geliyor,biz nasıl bunlara güveneceğiz? derdimizi kime anlatacağız? böyle bir yargıya güvenilir mi? işçi,avukat ve bilir kişinin kurduğu para tuzağına hakimi de yanıltıyorlar.Biz bu tür davalarda mağdur oluyoruz,mağduriyetimizin giderilmesi için yalansız dürüst hakimlere ihtiyacımız var.Şu an ki mevcut iş mahkemelerinde yalan en üst seviyede kabul ediliyor.Biz bu yalanları ortadan kaldırmak için ve mahkemenin yalanı suç haline getirmesi lazım ve söylenen yalan karşılığında her kim ise hapis yatmak dahil diplomalarının iptal edilmesi gerekir.Bu kadar yanlış, bu kadar haksızlık, bu kadar çıkar için yalan bizi çok rahatsız ediyor.Yalanı ispat etmek için  bizim şirket çalışanlarında günlük belge tutuyoruz.Kaç gün çalıştı, nasıl çalıştı, 1 ay da ne işler yaptı, hepsi belgesi ile bizde mevcut hatta bir işçimizin 12 yıllık ıslak imzalı belgesini çıkarttık.Bir ayda ortalama çalışması 14-17 gün arasıdır ama  işçi avukat ve bilirkişi bunu 1 ayda 30 güne çıkarıyorlar ve bunun üzerinden tazminat davasını yürütüyorlar,yok ben pazar günü bayram günü çalıştım diyor.Bizde şoförün kendi imzaladığı 1200 tane ıslak imzalı evrak var ve bu evrakı mahkemeye sunup bunların söyledikleri yalan diyoruz karşı avukat bunları kabul etmem diyor.Böyle bir şey olur mu, ıslak imzalı kabul edilmeyip yalan kabul ediliyor.İşçim düşüp ölüyor davacı yok art niyet yok hakim beni yargılamaya ifadeye çağırıyor.Ben gider gitmez benim ifademi almadan bana ceza veriyor.Madem cezam belli niye beni çağırıyorsun dediğimde ' ben kararımı evde vermiştim' diyor.Bu nasıl mahkeme, kararlar evde mi veriliyor? Bu olayda Adıyaman da gerçekleşti.Bu durumu nasıl çözeriz bilmiyoruz  içimiz kan ağlıyor, yalan adliyelerde kol geziyor.Yalanın bir riski yok mu? yalan söyleyen kazanıyor doğru söyleyen kaybediyor. namuslular bunu çözsün yoksa nefret tam gırtlağımıza kadar gelmiştir ve ne diyeceğimizi bilmiyoruz. "

  SORU : Başka nerelerde davalarınız var?

CEVAP : "Bu dertler bitmez örneğin Adana adliyesi de aynı, bu şekilde bizim bir şoför kaza yapıyor yüzde 100 karşı taraf suçlu.2 yıl sonra dava bu yalancı ekibe düştü suçluyu yüzde 70 haklı duruma getirdiler, bu nasıl bir yargılama? Kim bunları niçin yapıyor? Yalanı risk haline getirmedikçe bu mahkemeler devam eder, işte bizi nefret ettirende budur.Bu nasıl bir rezalet?Dürüst Türk hukukçularına sesleniyorum, bunların acilen düzeltilmesi gerekiyor.Bu yalanları mahkemelerden uzaklaştırın ve suçlu duruma düşürün adliyelerden uzaklaştırın.Yargı ve sağlıkta yalan olmaz.Bizi bu kadar nefret ettiren iş de budur.Hiç doğru birşey yok hep yalan üzerine olaylar işliyor.Bu olaylar çözülmezse daha da çıkılmaz hale girecektir.Yargıdan anladıkları yok, acemilikten yararlanılarak yargıyı bu hale getirmişler.İş mahkemeleri bu şebekeler eliyle tamamen bir servet edinme haline gelmiştir.Bizi bu kadar işten tiksindirmenin anlamı nedir?Bu kin nefret nedir? Türkiye de neden yalan üzerine mahkemeler oluyor? Bu servet düşmanlığı neden? Başta sayın Adalet Bakanımız olmak üzere hükümetimize sesleniyorum, Bu yalan ile servet edinme artık bitsin.işin içinde kazanç olursa bu olaylar bitmez yalanı adliyelerden kaldırın yalan söyleyene ağır cezalar verilmesi gerekiyor.Tam bir hukuk kıyımıdır.Acilen düzelmesi gerekiyor " dedi.

Röportaj: Ferhat Vural

Mehmet (Hamo) Dicle: Adıyamanlı İş insanı 65 yaşında.1968'den beri iş hayatının içinde.Kardeşleriyle birlikte sahip oldukları Aile şirketleri olan Özdicle Fimoto,İnternet Tekstil,Isuzu,Ekoturka,Feza Oto ve diğer şirketlerinde yaklaşık bin kişiye istihdam sağlıyor.Fason olarak iş verdikleri diğer firmalarda da yaklaşık 2 bin kişiye iş imkanları sağlıyor.Dicle,Evli ve 7 çocuk babasıdır.

#adıyaman #mehmet dicle # yargı #iş mahkemeleri #şehirde bu hafta