Kimse Babası Gelsin!


 KALPTEN KALEME    06-08-2017    Bu İçerik 14685 kez görüntülendi.


Bazen bir hikaye yazmak gelir içimizden ..

            Hikâyemiz; sakin ve orta büyüklükte bir kasabada geçer. Bu yerde Allah’ın bahşettiği güzel bir tabiat ortamı vardır. Ne ekseniz ya da dikseniz olup bitecek ve insanları fazlasıyla geçindirecek özelliktedir. Çalışınca işleyince olacak yani.. Ancak insanlar kendi işleriyle uğraşmaktan çok birbirinin ne yaptığı ile çok daha fazla ilgili. Herkesin gözü bir diğerinin azığında. Hikayedeki zaman ise akıp giden öylesine bir zaman.. Neyse! Bir kasabanın özelliği bu kadar az olmaz mutlaka ama bu kadar ile yetinip, hikâyeye geçelim.

             Bu kasabada yaşlı bir pastacı yaşar. Çok mahir bir pasta ustasıdır. Bu adamın özellikle yaptığı elmalı pastalar meşhurdur. Elmalı pastaları değil kasabaya, adeta dünyaya nam salmıştır. Pastaya girecek elmalar, kasabadaki bahçelerin güzelim doğal ortamında, havasında suyunda yetişir. Pastacı, işini sever ve önemser, hatta işine aşık bir adamdır. İşini Yaradan’a ibadet anlayışıyla yapar. Kasabada yetişen en iyi elmaları bekletmeden, sevgi vererek pastaya dönüştürür. Elmaların hamını, ekşisini ayırır. En tahammül edemediği ise “çürük elma”lardır.

            Adettendir. Gel zaman git zaman denir.. Hikâye için tablo gibi bir ekran oluşur, bir sahne oluşturulur.

            Kasabanın ileri gelenlerinden birinin yaramaz bir oğlu zuhur eder. Yaramaz ya! Aklı da kalbi de gelişmeden çürümüş, iyiliğe çalışmaz. Pastacıya gidecek elmalara kötü, çürük elmaları katıp göndermeye çalışır. Pastacı son zamanlarda artış gösteren çürük elma sayısını önce hüsnü niyetle karşılar. Temiz kalbiyle arkasında böyle bir hinlik olduğunu düşünmez.  Ayıklar ve yine aynı lezzetli elmalı pastaları yapmaya çalışır. Yaramaz oğlan, pastaları renksizleştirecek, tatsızlaştıracak bu işlemi gün geçtikçe yapmaya devam eder. Büyüklerinden yaptığının yanlış olduğuna dair bir tembih de almamaktadır. Üstelik yaşadığı yerin havasına suyuna sinmiş o haset mayası atalarından ona da sirayet ettiği için her geçen gün etrafında konuşulanlar, insanların birbirine bakışı onu, yaptığının doğru olduğu yönünde cesaretlendirmektedir. Yaramaz oğlan, gerek kasabanın bu temayülünden gerekse "ileri gelenlerinden" olması hasebiyle kendine bir dokunulamazlık zırhı biçmiştir. Tüm bunlarla da yetinmez şımarıklığın ve haylazlığında ötesine geçip hadsizliği son raddeye vardırarak pastacıya haber yollar; “ihtiyar pasta yapmayı bilmiyor gelsin de yanıma ben öğreteyim ona” der!

            Bu aşamaya kadar renksiz elmaların sebebini anlamayan pastacı işin rengini fark eder.  Bu hasetliğe, dalavereye, oyunbozanlığa pastacı karşılık vermez. Ama üzülmüştür, en çok da kasaba halkının bu şerir duruma müdahil olamamasına üzülür. Bu konuda ilmi ve görgüsü olmayan sokak çocuğunu muhatap almayı kendine yakıştıramaz.

            İhtiyar pastacı yılların vermiş olduğu hikmetli tavrıyla; “O haylaz çocuğun babası kimse ona söyleyin gelsin nasihat edeyim, belki onlar için hayır olur” der. Hikâye burada biter.