SU KÜÇÜĞÜN SÖZ BÜYÜĞÜN!


 Nimet MUTLU    02-09-2018    Bu İçerik 1481 kez görüntülendi.


Su küçüğün, söz büyüğün demiş atalarımız.; Geçmişte edindikleri tecrübelerden ve deneyimlerden yola çıkarak. Hayatta yaşadıkları olaylardan çıkardıkları derslerle birçok özlü söz bırakmışlar geleceğe yani bizlere. Atalarımızın yolunda edindikleri tecrübeleri önemseyerek o yolda ilerleyen kişi sayısı günümüzde oldukça az ne yazık ki!
Devir ters istikamete doğru yol almakta. Atasözlerimizden en çok beğendiğim ve günlük hayatta en öncelikli kullanmamız gerektiğini düşündüğüm “ Su küçüğün söz büyüğün” sözünü ele almak istedim bu hafta köşemde. Küçüğün korunması büyüğün sayılması gerektiğini ifade eden atasözümüz yeni neslin yaşam tarzında bize neleri kaybettiğimizi hatırlatmakta. Unuttuğumuz değerleri hatırlayıp hayatımıza katmamız, çocuklarımızı bu değerler ile büyütmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Büyüklere saygı duymanın önemi, küçüklerin korunması bilinci yeni nesillere aşılanmalıdır.
Büyüğe saygı kendine saygı duymaktır aslında. Kendine saygısı olmayan kişinin kimseye saygısı olmaz. 
Terbiye edinmemiş kişi davranış bozukluğu olan birey gibidir. Davranışlarının bilincinde olup saygı kurallarına uymayan kişi insanlık dışı davranışlar sergiler ve toplum içinde kabul edilemez, dışlanır. En önemli değerlerimiz olan sevgi ve saygıyı hayatımızdan soyutlamamalıyız. 
Sevgi, saygı, paylaşmak üzerine kısa bir hikaye:
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:

 "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"diye. "Bakın göstereyim" demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da "derviş kaşıkları" denilen bir metre boyunda kaşıklar.

 Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş.

 "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş.

 "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.

 "Buyurun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
"İşte" demiş ermiş. "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz.
Şunu da unutmayın: Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman..." 
Sevgiyle kalın...