İnsanın Vahşi Yönünün Koku Üzerinden Anlatımı;Yada Bir Katilin Anatomisi/Hikayesi


 Şuayip Bütün    08.02.2020 16:04:41    Bu İçerik 277 kez görüntülendi.


         Yıl 1738 Fransız devrimi öncesi ,yoğun kokuların olduğu bir yerde dünyaya gelmek tasavvur edilemez.Jean Baptisite Paris pazarının ortasında,balık tezgahının altında anasının rahminden fırlayarak bir çöp yığınında hayata ağlayarak merhaba dedi.Annesi diğer dört başarısız doğumundan sonra buda ölür diye onu terk etti.Halk sağlığı,lağımcılar atık yönetimine modern bakıştan önceki durum şöyleydi;Büyük şehirlerin büyük kokuları olur,diğer pazarlarda olduğu gibi,hayvan iç organları,taze kusmuk kokukarı onu doğum uyuşukluğundan uyandırdı.Koku ona hayat deriyor ve hep rehberi olacaktı ömrü boyunca.Annesinden başlayarak Jean baptiste hayatına giren kadınların tamamının sonu ölüm olmuştur.Pek çoğumuzun kulaklarına,gözlerine güvendiği gibi oda gelişmiş koku duyusuna güveniyor.Bu duyu onda insan özelliklede güzel kadınların kokusunu saklamak tutkusu saplantılı bir arzu ile katliama dönüşüyor.

           Koku filmi,aynı adla yayınlanan suskind’in film yapılamaz denilen 1985 yılında yazdığı bir roman.Romanın baş kahramanı baptiste,zorla konuşuyordu.Biraz zaman geçince yetimhaneden tabakhaneye 7 frank’ a satılıyor,tabakhanede çalışma şartlarından kaynaklı insan ömrü beş yıldan fazla değil.Hırpalayıcı koşullar altında bile baptiste pes etmeyen varoluşu ile hayatta kalmayı başarıyor.Tıpkı bir parazit gibi her türlü şartta hayatta kalmayı seçiyor.Çiçekçi kızdan başlayarak kokusundan etkilendiği kadınları kimisini gücünü kontrol edemediğinden kimisini isteyerek bir seri katile dönüşüyor.Bu seri katilin nasıl yargılanacağını aslında yönetmen seyirciye bırakıyor.Bir katil olarak mı yoksa yaratacağı keşfinin tutkusunun ortasındaki bir sanatçı olarak mı? Bptiste şüphesiz bir seri katil,aynı zamanda bir keşif peşinde olan sanatçı.Sevmenin nasıl bir şey olduğunu bulmaya çalışan birisi.Baptiste’ nin yanında bulundurduğu yada ayrıldığı insanlara bıraktığı tek şey ölüm.Kendi kokusunu olmadığını fark ettiğinde dünyası başına yıkılmıştı.

                  Kokunun/parfümün yapamayacağı tek şey kendisinin sevilen ve seven yapamıyordu onun dışında her şeyi yapabilirdi.Filmin bir diğer mesajından birisi de aşkın izafi olduğu,filmin teması ve draması bağlamında ,katilliği,sevme ve sevilmeye olan arzusundan daha önemsiz.Kilise papazının,celladın ,toplanan kalabalığın fikrini değiştiren şey hep insandan elde edilmiş koku idi.En ilginç olanında somon balıklarının hikayesi gibi dönüp dolaşıp doğduğu yer olan balıkçı pazarına gelmesi.Aslında hepimizin hikayesine de bir atıf var,canlı türlerinde görülen en belirgin özellik bir döngüyü tamamlar gibi doğduğu yerden uzaklaşamaması.