İHD'den kadına yönelik şiddet açıklaması


İNSAN HAKLARI DERNEĞİ Adıyaman şubesi adına Av. Osman SÜZEN kadına yönelik şiddetle ilgili bir basın açıklaması yaptı.

post

 Güncel    2017-11-24    Bu İçerik 919 kez görüntülendi.


"Gerek coğrafyamızda, gerekse dünyanın birçok yerinde, çeşitli nedenlerle çatışmalı süreçler yaşanıyor.

Bu çatışmalı ortamlarda büyük insan hakları ihlalleri yapılıyor. Söz konusu ihlallerin birinci mağduru da her zaman olduğu gibi kadınlar oluyor.

Coğrafyamızda, özellikle 15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana yaşanan gelişmeler sonrasında, şiddetin iyice meşrulaştığı bir süreç yaşıyoruz.

Özellikle sosyal medyada yayınlanan işkence görmüş insan fotoğraflarının, toplumun bir kesiminden destek alması ve çeşitli önyargılarla desteklenmesi ve şiddeti destekleyen bu kişilere karşı hiçbir yasal soruşturma yapılmaması son derece korkutucu.

Coğrafyamızda, erkek egemen, militer, toplumsal cinsiyetçi bir bakış, hala gücünü korumakta.

“Kadını erkeğin namusu “ olarak gören anlayış, farklı cinsel kimliklere karşı hoşgörüsüzlük giderek artmakta.

Bu nedenle de, kadına yönelik cinayetler ve kadına yönelik şiddet olaylarında büyük bir artış yaşanmakta.

Kadın mücadelesi, uluslararası dayanışmayla birlikte, yazılı hukukta önemli kazanımlar elde etti. Yine kadına yönelik şiddet konusunda uluslararası hukukta düzenlenmiş son derece önemli sözleşmeler Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından imzalanmış durumda.

Ancak, gerek yazılı hukukumuzda ki gerekse uluslararası hukuk alanındaki kazanımlarımız, yargı da yer bulamamakta…

Hakimler ve savcılar, uluslararası sözleşmelere son derece duyarsız kalmaktadırlar.

Bu sözleşmelerden belki de en önemlisi Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesidir.

Üstelik Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu sözleşmenin ilk imzacısıdır.

Bu sözleşme, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddettin önlemesini amaçlamaktadır.

Bu derece önemli olan sözleşmenin 3. maddesi, sözleşmenin amacını tanımlarken şöyle demektedir; “Kadına yönelik şiddet, bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır. Ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.”

Yine sözleşmenin 5. maddesi, “Taraflar kadınlara yönelik şiddet eylemlerinde bulunmaktan kaçınır. Ve devlet adına faaliyet gösteren devlet yetkilileri, görevliler, kurum, kuruluşlar ve diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun davranmasını sağlar. Taraflar, devlet dışı aktörlerce işlenen iş bu sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin gereken özeni göstererek önlenmesini, soruşturulmasını, cezalandırılmasını ve tazmin edilmesini sağlamak üzere gerekli hukuki ve diğer tedbirleri alır” demektedir.

Sözleşmenin 6. maddesi ise, tüm taraf devletlere, “Toplumsal cinsiyete duyarlı politikalar” geliştirme görevini yükler.

İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet alanında verimli politikalar oluşturmak ve şiddeti önleyici tedbirler alma konusunda önemli bir sözleşmedir.

Ancak Türkiye’de yargıçlar ve savcılar değil uygulamak, bu sözleşmeden haberdar dahi değillerdir.

Uluslararası sözleşmelerin yerel yazılı hukukun üstünde bağlayıcı nitelikte olduğunu düşündüğümüzde, bu son derece vahim bir durumdur.

Yasama, Yürütme ve Yargıdan beklentimiz İstanbul sözleşmesinin gereğinin yerine getirlmesidir. Talebimiz budur.. " dedi ŞEHİRDE BU HAFTA

 

adıyaman,şehirde bu hafta gazetesi,ferhat vural