"OHAL’i normalleştirmek acziyetin normalleşmesidir"


Genel istişare toplantısını bir çok İl başkanının katılımıyla Adıyaman'da gerçekleştiren İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der) Genel Başkanı Ramazan Beyhan hak ihlalleriyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

post

 Güncel    2018-09-25    Bu İçerik 713 kez görüntülendi.


  Beyhan, “Hak ihlallerine karşı zulme karşı, mazlumun yanında ilkesiyle hareket etmiş, çeyrek asrı geride bırakmış, mazluma kimliğini sormadan dili, dini, ırkını sormadan mazlumlar için mücadele eden bir kuruluşuz. Gerek dünyada gerek ülkemizde gözlemlemeler yapmaya çalışıyoruz "dedi.

Adıyaman’da gazetecilerin sorularını cevaplayan, Genel Başkan Ramazan Beyhan, Mazlum-Der’in yapısal değişikliği ve derneğin misyonu ile ilgili görüşlerini paylaştı.

Adıyaman’da gazetecilerin sorularını cevaplayan, Genel Başkan Ramazan Beyhan, Mazlum-Der’in yapısal değişikliği ve derneğin misyonu ile ilgili görüşlerini paylaştı.

  Genel Başkan Ramazan Beyhan, derneğin 2017 yılında yapılan yapısal değişikliği ile ilgili fabrika ayarlarına döndüklerini belirterek, “2017 yılında değişim yaşandı. Mazlum-Der hiçbir kürsünün sözcüsü değildir, bütün kürsülerin söz hakkını savunur. Biz bu kürsümüzden uzaklaştığımızı gördük. O günkü yönetimin tutundan bunu gördük. Şubelerimizin tek tipleştiğini gördük. Kendisi gibi düşünmeyen kişilerin dernekten uzaklaştırıldığını gördük. Olağanüstü genel kurul talep ettik ama bunu kabul etmediler. Belirli bir sayıda imza toplantıdan sonra olağanüstü genel kurula o arkadaşlar katılmadı. Belirli bir bölge değil Türkiye’nin farklı bölgelerinde ki şubeler kapatıldı. Şubeleri kapatmamızdaki sebep tek tipleşmedir. Bazı şubelerde ikinci bir liste çıkartılmasına tehdit ile engel olundu. Genel kurulda işi şiddete kadar götürdüler. Değişiklik bu, biz bunu kendi fabrika ayarlarına döndü. Bu süreçte de bunu net bir şekilde görürsünüz. Bizim için insan hakları ve hukuk dilinden konuşuyoruz. Siyasi dilden uzak durmaya çalışıyoruz. Toplumda barış, adalet, demokrasinin oluşması için çalışıyoruz” dedi.

  Özellikle 28 mağdurları ile ilgili 2018 başından itibaren çalışmalar yaptık. 28 Şubat mağdurları üstün körü iddialar ile 20 yıldır içerideler. Bu insanların dışarı çıkmasını değil, adil bir şekilde yargılanmalarını istiyoruz. 15 Temmuz sonrasında OHAL çıktı ve bunun ile ilgili de değerlendirmeler yaptık. Dünya’da bir dram var. Göçmenler sularda boğuluyor. İnsanların şehirleri bombalanıyor. Bunu yapanlar küresel güçlerdir.

  Kendi ülkemizde de insan hakları konusunda çok iyi durumda olduğumuzu söyleyemeyiz. Özellikle cezaevlerinde insanların mağdur edildiğini görüyoruz. Bizler her mazlumun yanındayız, herkese eşit mesafedeyiz” ifadelerini kullandı.

RAPORDAN ÇARPICI BAŞLIKLAR

Tam “OHAL bitti, İki yıl boyunca yaşanan mağduriyetler artık sona eriyor” diye düşünülürken, yeni bir gelişmeyle karşı karşıya kalınmıştır. 25.07.2018 tarihinde,toplam 28 maddeden oluşan “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” isimli bir teklif, TBMM’nde kabul edilerek Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulmuş, Cumhurbaşkanı’nın onaylaması sonucu da,31.07.2018 tarihli, 30495 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen geçici madde ile üç yıl geçerli olacak şekilde gözaltı süreleri uzatılmakta, OHAL dönemine benzer kimi uygulamaların yasallaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bir insan hakları derneği olarak yasanın hak ihlallerine yol açacağından endişe duymaktayız. Endişemizi toplumla paylaşmak ve yaşanması muhtemel hak ihlalleri 7145 Sayılı yasa incelendiğinde, kamu otoritesine, bazı hak ve özgürlükleri kısıtlama konusunda geniş takdir yetkilerinin verildiği görülmektedir. 3 konusunda kamu otoritesini uyarmak maksadıyla bir değerlendirme yapma ihtiyacı hasıl olmuştur.

Görüldüğü gibi yapılan değişiklik çerçevesinde Vali, kamu düzeni ve güvenliğinin bozulduğu veya bozulacağı kanaatine vardığı takdirde 15 gün boyunca kişilerin belirli yerlere giriş ve çıkışını yasaklayabilmekte, kişilerin dolaşması ve toplanmasına engel/yasak getirebilmektedir. Düzenlemede kullanılan “kamu düzeni ve kamu güvenliği” gibi muğlak ifadeler, keyfi uygulamaların önünü açabilecek mahiyettedir.

Herhangi bir “terör örgütü” ile iltisakı olmadığı tespit edilse dahi, ilgili Bakan uygun görmediği takdirde eski görevlerine dönemeyeceklerdir. Bu durum suçsuzluğu mahkeme kararı ile sabit olan kişiler için de aynen geçerlidir. Getirilen bu düzenleme masumiyet karinesine aykırıdır. Mahkemelerce masumiyetine karar verilmiş, haklarında herhangi bir somut delil elde edilememiş kişilerin, bakan inisiyatifi ile ikinci kez cezalandırılmalarına yol açabilecektir. Açık insan hakkı ihlali içeren bu düzenlemeden bir an önce dönülmesi elzemdir. 7145 sayılı Kanunun 26. Maddesi, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle; “terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” hâkim ve savcılar dâhil tüm devlet personelinin, Kanunda öngörülen kurullarca meslekten çıkarılmalarına imkan vermektedir.

Değerlendirme ve Sonuç OHAL, Uluslararası sözleşmeler tarafından devletlere tanınmış anayasal bir haktır, bir olağanüstü durum yönetimidir. İnsan hak ve hürriyetleri yönünden kısıtlayıcı ve sınırlayıcı bir nitelik arz etse de anayasal sınırlara uyulduğu müddetçe meşrudur. Fakat OHAL yönetimi bir yönüyle de acziyet yönetimidir; olağan yollarla kontrol edilemeyen tehdit veya belanın olağanüstü yollarla defedilmesi çabasıdır. Halk iradesine dayanan bir devletin kolayca başvurmayı tercih edeceği bir yöntem değildir, zira hak ve hürriyetler yönünden doğacak sıkıntı uzun vadede yöneten ile yönetilen arasındaki insicamı bozar. Halkın hoşnutsuzluğunu artırarak, bir vakit sonra devletin aleyhine işlemeye başlar. Bu yüzden OHAL’i normalleştirmek acziyetin normalleşmesidir, yakın gelecekteki potansiyel sıkıntıların habercisidir. Herhalde aklı selim hiçbir siyasetçi bu duruma düşmek istemez. 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL’in 18 Temmuz 2018 tarihinde sona ermiş olması, ülkemizdeki iktidarın da bu gerçeklerin farkında olduğunu gösteren memnuniyet verici bir karardır.

MAZLUMDER olarak; OHAL’in kaldırılmış olmasını hak ve özgürlükler açısından sevindirici bulduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. Ancak OHAL’i hatırlatacak her türlü düzenleme kaygı vericidir; yasa yapıcı ve uygulayıcıları bundan kaçınmaya davet ediyoruz. Devletin millete öncelendiği politikalardan kaçınılmasını ve milleti devlete önceleyen politikalara geri dönülmesini tavsiye ediyoruz. Unutmamak gerekir ki adaletin sağlıklı işlemediği bir toplumda güç tek başına istikrar sağlamaya yeterli gelmez." ŞEHİRDE BU HAFTA

adıyaman,şehirde bu hafta,ferhat vural,mazlumder,ohal