Algı ve Gerçekler: Adıyaman’ın Sessiz Çığlığı!
R. Ferhat VURAL 04.01.2026 09:10:41

Gerçek, çoğu zaman kimsenin işine gelmez. Çünkü gerçek; hesap bozandır, düzeni rahatsız eden, maskeyi düşüren, iktidarın konforunu sarsandır. Bunun içindir ki algı, hayatımıza bir sis perdesi gibi yayılır. Kalabalıklar sisin içinde yürür, bir noktadan sonra sisin kendisini yol zanneder.
Bugünün siyasetinde algı artık bir araç değil, başlı başına bir iktidar biçimidir.
Bir fotoğraf karesi, seçilmiş bir kelime, özenle hazırlanmış bir sahne… Gerçek kenarda beklerken algı manşete taşınır. Yoksulluk “sabır” diye anlatılır, ihmal “kader” diye pazarlanır, eleştiri “düşmanlık” diye damgalanır. İnsanlar hakikati konuşmasın diye kavramların anlamı bile yeniden üretilir.
Algı, çoğu zaman işimize geleni büyütür; işimize gelmeyeni görünmez kılar. Birilerini kahraman yaparken birilerini suçlu ilan eder. Bir olayı olduğundan büyük, bir adaletsizliği olduğundan küçük gösterir. Çünkü algı, vicdanla değil; duyguyla çalışır.
Ve işte tam da burada, algının en çıplak hâlini görürüz.
Algıcı, yaptığı hırsızlığı gizlemek için bazen bir kâse çorbayı kameralar eşliğinde uzatırken çıkar karşımıza.
Bazen bir çocuğa dürüm ikram eder; o küçük jestin ardına koca bir yağmayı saklar.
Sonra da bununla “ne kadar hayırsever, ne kadar merhametli” olduğu algısını üretir.
Oysa iyilik, gösteriyle değil; hakikatin karşısında alınan tavırla ölçülür.
Adıyaman da bu algı düzeninin dışında kalmadı.
Depremin enkazında yalnız bırakılmış insanların feryadı kimi zaman “abartı” diye küçültülürken, bir kaldırım taşı döşendiğinde “büyük hizmet” diye alkışlatıldı. Algı, ihmali örttü; gerçek, betonun altında kaldı.
Ve çoğu zaman suskunluk, en güçlü propaganda aracı oldu.
Siyaset, hakikatle yüzleşmek yerine algıyı büyütmeyi seçti. Sorunu çözmek yerine sorunun anlatımını değiştirdi. Oysa gerçek; tabela yenileyerek, slogan değiştirerek yok olmaz. Şehrin sokaklarında, insanların yüzlerinde, çocukların geleceğinde yaşamaya devam eder.
Adıyaman’ın en büyük kırgınlığı şudur:
Halkın yaşadığı şey ile halkın dinlediği şey hiçbir zaman aynı olmadı.
Birileri kürsüden “her şey yolunda” dedi,
Birileri afişlere “yapıyoruz, yapacağız” yazdı,
Ama insanlar hayatlarını o cümlelerle değil,
Gerçeğin ağırlığıyla yaşadı.
Algı, her dönemde güçlü olanın dili oldu.
Gerçek ise çoğu zaman sesi kısılmışların kalbinde saklı kaldı.
Ve işte tam burada bir hikâye başlar…
Bir gün yaşlı bir adam, Adıyaman’da yıkılmış bir evin önünde bastonuna yaslanmış bekliyormuş. Yanına gelenler sormuş:
— “Amca, hâlâ burada niye duruyorsun? Enkaz kalktı, insanlar gitti.”
Yaşlı adam başını kaldırmış, sessizce cevap vermiş:
— “Ben eşyamı, evimi, hatıralarımı beklemiyorum.
Burada bir yerde bir gerçek kaldı.
Herkes üstünü örttü, herkes başka bir şey anlattı.
Ben, o gerçeğin bir gün ortaya çıkmasını bekliyorum.”
Sonra bastonuyla taşlara dokunmuş:
— “Algı acelecidir evlat… Gürültüsü boldur.
Gerçek ağır yürür ama mutlaka gelir.
Kimi bu şehri sloganlarla sever,
Biz gerçeğiyle seviyoruz.”
Çünkü hayat şunu öğretti:
Algı alkış toplar,
Gerçek hesap sorar.
Ve bir şehir, ancak gerçeğiyle yüzleştiği gün iyileşmeye başlar.
Sağlıcakla kalınız


.png)











