Küçük Yerde Gazeteci Olmak: Bedeli Olan Bir Meslek


 R. Ferhat VURAL    15.02.2026 09.07:41  


Objektif, tarafsız gazetecilik zordur. Hele herkesin birbirini tanıdığı küçük yerlerde çok daha zordur. Başta siyasiler olmak üzere herhangi biriyle ilgili eleştirel bir haber yaptığınızda, düşman kategorisine girmeniz an meselesidir. Üstelik hedef sadece siz olmazsınız; aileniz, çoluk çocuğunuz, dostlarınız, hatta sokakta başını okşadığınız bir kedi bile hedef hâline gelir. Çünkü bazı siyasiler eleştiriden değil, yalakalıktan hoşlanır.

Örnek mi? O kadar çok ki, hangisini anlatalım?

Yıllar önce ilçe belediye başkanlarından biriyle ilgili bazı iddiaları haberleştirmiştik. O dönem görevde olan belediye başkanı, bizi mahkemeye vermekle ve tehdit etmekle yetinmedi; Kâhta’da kardeşimin oturduğu eve, o günün parasıyla 40 bin liranın üzerinde “kaçak su kullanımı” cezası yazdırdı. Yalancı tanıklar bulunarak hakkımızda iftiralar atıldı. Beslediği bazı sözde gazeteciler eliyle itibar suikastları yapıldı.

Ancak atılan iftiraların ve kesilen cezaların tamamı mahkeme duvarına tosladı. Hepsinden beraat ettik. Çünkü ileri sürülen suçlamaların tamamı yalandı. Fakat bu iftiralar bize 4–5 yıla mal oldu.

O başkan Adalet ve Kalkınma Partisi mensubuydu.

Bugün ise yaptığımız “Rüşvet ve İrtikap” iddialarına ilişkin haberler nedeniyle benzer baskı ve mobbinglere yeniden maruz kalıyoruz. Bu kez muhatabımız, Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanı.

Hakkında ayyuka çıkan “rüşvet ve irtikap” iddialarını haber yaptığımız için yine mahkemelerle tehdit ediliyoruz. Başta yakın çevresi olmak üzere, sosyal medya trolleri tarafından hakaret ve tehditlere maruz kalıyoruz. Kendi besleme basınını ihya ederken, mekân verirken, en basit basın toplantılarına dahi davet edilmiyoruz. Belki de soracağımız sorulara verecek cevapları olmadığındandır.

Hedefte yalnızca bir gazeteci yok. Ailem, çocuklarım ve selam verdiğim herkes adeta hedef tahtasına konuluyor. İş öyle bir noktaya geliyor ki, sosyal medya paylaşımlarımıza kim beğeni yapmış, kim yorum yazmış, dedektif titizliğiyle takip ediliyor. Tespit ettiklerine ise “Seni gördük ve not ettik” mesajları veriliyor.

Benzer tavırları daha önce bazı kurum müdürleri ve STK başkanlarından da görmüştük, bugün ise bazı Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinden görüyoruz. “Bu adamın arkasında kim var, kim destekliyor?” türünden, adeta istihbarat faaliyeti yürütür gibi bir takip söz konusu.

Oysa boşuna merak ediyorlar. Bana sorsalar, tek cümlede söylerim:

Benim arkamda, beni koruyup kollayan yalnızca iman ettiğim Rabbim var.

Çünkü biz, “Kınayanın kınamasından korkmadan,iyiliği emretmeye, kötülüğe engel olmaya gayret ediyoruz.

Yaptığımız haberlerde kişisel değil, kamusal menfaati gözetiyoruz. Söylediğimiz çok basit: Milletin verdiği emanete ihanet etmeyin. Yolsuzluk yapmayın. Hırsızlık yapmayın. Vergilerimizi yandaşlarınıza peşkeş çekmeyin. Ahlaklı, adaletli ve merhametli olun.

Çok şey mi istiyoruz?

Nedir bu tahammülsüzlük? Nedir bu düşmanca tavır? Nedir bu zorbalık, bu mahalle baskısı?

Basının asli görevi eleştiridir. Basın, demokratik toplumlarda bir denetim gücüdür. Basın özgürlüğü anayasa ile güvence altına alınmıştır. Gazeteci, sadece güç sahiplerinin hoşuna giden haberleri yapmaz. Gerektiğinde sert eleştirir, rahatsız eder, uykularını kaçırır. Kaçırmalıdır ki, oturdukları koltuğun bir emanet olduğunu unutmasınlar.

Çünkü o koltuklar, milletin verdiği yetkiyle doludur. Ve o yetkinin günü geldiğinde hesabı sorulur.

Gazetecilik suç değildir. Asıl suç, gerçeğin yazılmasından korkmaktır.

Sağlıcakla kalınız