ABD ve İsrail'in İran Macerası Stratejik Bir Hezimet


 Doç. Dr. M. Sadık BEKTAŞ    05.04.2026 10:31:22  


Demokrasi naraları atanlar, şimdi Ortadoğu'yu yeniden ateşe verdi. Peki sessiz kalan AB ülkeleri neyi bekliyor?

Bazı hatalar vardır, tarihe altın harflerle yazılır. Bazılarıysa utançla anılır. ABD ve İsrail'in İran'a açtığı son savaş, işte ikinci türden bir hata. Daha da kötüsü, bu hatayı görmek istemeyenlerin sayısı, görenlerden fazla.

Bir düşünelim. Yıllardır "demokrasi", "insan hakları", "özgürlük" kelimelerini dilinden düşürmeyen bir ülke var: Amerika Birleşik Devletleri. Başında da Donald Trump gibi bir lider. Kendi muhaliflerini susturmaktan çekinmeyen, seçim sonuçlarını sorgulayan, medyayı "halk düşmanı" ilan eden bir adam. Şimdi bu adam, İran'a savaş açarak aslında maskeyi tamamen düşürdü. Dünya gördü ki, ABD'nin umurunda ne demokrasi var ne de insan hakları. Onların derdi, kendi çıkarlarına boyun eğmeyen her ülkeyi "diktatör" ilan edip, ardından bombalamak. İronik değil mi? Asıl diktatörlüğü yapanlar, en çok o kelimeyi kullanıyor.

İsrail'in İkiyüzlülüğü: Soykırım Hikâyesini Başkalarına Yazmak

Gelelim İsrail'e. On yıllardır anlattıkları bir hikaye var: Yahudi soykırımı. Acılar büyük, kayıplar derin. Kimse bunu inkar etmiyor. Ama işin acı tarafı şu: İsrail, kendi başına gelen bu trajedinin aynısını şimdi Filistinlilere yaşatıyor. Hatta daha da ileri giderek İran'a savaş açıyor. Bombalar yağıyor, siviller ölüyor, hastaneler vuruluyor. Ve İsrail liderleri çıkıp "kendimizi savunuyoruz" diyor. Ne ile? Füzelerle, casus uçaklarla, dünyanın en gelişmiş silahlarıyla.

Bir an durup düşünmek lazım: "Bir daha asla" sözü sadece bazı insanlar için mi geçerli? Yoksa herkes için mi? İsrail, maalesef gösteriyor ki bu söz onlar için sadece bir pazarlama aracı. Sahneyi ters çevirdiler. Artık mağdur değil, fail konumundalar. Ve bunu görmeyen, görmek istemeyen çok fazla ülke var.

AB'nin Utanç Veren Sessizliği: İspanya Hariç

Avrupa Birliği'ne bakıyorum. İnsan hakları dendiğinde en çok bağıran onlar. Ama İran'a yapılan saldırıda çoğu AB ülkesi sus pus oldu. Neden? Çünkü ABD'nin gölgesinde yaşamaya o kadar alışmışlar ki, bir adım atmaya cesaret edemiyorlar. İspanya hariç. İspanya, az da olsa sesini yükseltti, eleştirdi. Geri kalanlar – Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda – sanki bir ağız birliği etmişçesine sustular. Hatta bazıları "endişeliyiz" açıklaması yapıp geçti. Endişelenmek yetmez. Savaş durur mu endişeyle? Bombalar endişeyle mi engellenir?

Bu sessizlik, onları bu savaşın sessiz ortağı yapıyor. Ne yazık ki. Bir ülke savaş açtığında susan herkes, o savaşı dolaylı yoldan onaylamış sayılır. AB liderlerinin vicdanı rahat mı, bilmiyorum. Ama tarih soracak: "Siz neredeydiniz?" diye.

Eleştiri = İslamcılık? Bu Safsata Artık İşlemiyor

Türkiye'de ve dünyada garip bir algı var:

ABD ve İsrail'i eleştiren herkes hemen "İslam yanlısı", "İrancı", "terörist sempatizanı" ilan ediliyor. Bu kadar ucuz bir etiketleme olabilir mi? Bir insan sadece adalet istediği için mi suçlu oluyor? Ben ABD'nin İran'a saldırmasını eleştiriyorum diye, bu Humeyni hayranı olduğum anlamına gelmez. Ben sadece sivillerin ölmemesi gerektiğini söylüyorum. Ben sadece bir ülkenin egemenliğine bomba atmanın "demokrasi" olmadığını söylüyorum.

Bu mantıkla hareket edersek, her savaş eleştirmenini bir tarafa yamamak zorunda kalırız. Oysa dünya siyah-beyaz değil. Biri çıkıp "ABD haksız" dedi diye o kişi otomatikman İran'ın rejimini savunmuyor. Ama bu ayrımı yapmak, bugünün kutuplaşmış dünyasında neredeyse imkansız hale geldi. Üzücü.

Suikastları Marifet Sanan Zihniyet

Son olarak şu: ABD ve İsrail, istedikleri zaman başka ülkelerin cumhurbaşkanlarını öldürebileceklerini sanıyor. İran'ın generallerine suikast düzenlediler. Suriye'de, Irak'ta, Afganistan'da nice liderleri hedef aldılar. Ve bunu bir marifet, bir güç gösterisi gibi pazarlıyorlar. Oysa bu, uluslararası hukukun tamamen çöküşüdür. Bir ülkenin cumhurbaşkanını ya da komutanını, yargılamadan, mahkeme kararı olmadan öldürmek – bunun adı cinayettir. Terörle mücadele değil, tamamen terörün ta kendisidir.

Ama ne yazık ki, güçlü olanın her zaman haklı çıktığı bir dünyada yaşıyoruz. Bugün ABD ve İsrail bunu yapıyor, yarın başka bir güçlü devlet aynı yöntemi onlara karşı kullandığında şaşırmasınlar. Tarih dönüp dolaşıp aynı taşa vuruyor.

Sonuç: Stratejik Hata mı, Ahlaki Çöküş mü?

ABD ve İsrail, İran'a savaş açarak sadece stratejik bir hata yapmadı. Aynı zamanda ahlaki çöküşlerini de tüm dünyaya gösterdiler. Ellerinde kalan son şey – "demokrasi ve insan hakları" retoriği – artık kimseyi kandırmıyor. Avrupa sessiz kaldıkça, bu çöküş daha da derinleşiyor. İspanya'nın cesur duruşu ise bir umut ışığı. Umarım diğer ülkeler de onu takip eder.

Eleştirmek vatan hainliği değildir. Savaşa "dur" diyebilmek, en büyük insanlık görevidir. Bunu unutmayalım.

Sevgiyle kalınız