Beğeni Uğruna İnsanlıktan Çıkmak: Sosyal Medyanın Ahlaki Bataklığı
Doç. Dr. M. Sadık BEKTAŞ 03.05.2026 09:47:22
"İnsanın bir başka insana yaptığı en büyük kötülük, onu bir araç olarak görmesidir." – Immanuel Kant
Sosyal medya çağında Kant’ın bu sözü hiç olmadığı kadar kanlı canlı karşımızda duruyor. Her gün onlarca video akıp geçiyor önümüzden: Birinin tikleri, konuşma bozukluğu, fiziksel deformitesi ya da psikolojik krizi, "komik içerik" adı altında paketlenip milyonlara servis ediliyor. Beğeni, takipçi ve para kazanma hırsı, insan onurunu ayaklar altına alan bu "eğlence" türünü meşrulaştırıyor.
Son günlerdeki en vahim örneklerden biri, Kadıköy Boğası olarak bilinen ve nörolojik rahatsızlıkları bulunan bir bireyin hareketlerinin alay konusu yapılmasıydı. Tik atması, yürüme bozukluğu komedi malzemesine dönüştürüldü. Onun yanı başında Köksal Baba ise konuşma bozukluğu üzerinden fenomen yapıldı. Bu kişilerin bu halleriyle paylaşılmasına rıza gösterip gösterdikleri bile sorgulanmıyor.
Ne yazık ki liste uzayıp gidiyor:
· Down sendromlu bireylerin şarkı söylemeye zorlanıp "komik" diye paylaşılması.
· TikTok'taki "kriz geçirme" akımı adı altında epilepsi hastalarının taklit edilmesi.
· Görme engelli bir kişinin bastonuyla çarptığı yere düşme anını kaydedip "kaza kompilasyonu" diye yayınlamak.
· Obezite hastalarının yemek yerken çekilmiş gizli görüntülerini "mukbait" adı altında dalga geçilerek servis etmek.
· Mental sorunları olan bir kişinin kendine zarar verme anını canlı yayında izleyicilere oylatarak devam ettirmek (gerçek bir örnek: 2023'te bir yayıncı, panik atak geçiren bir takipçisinin kriz anını "reaksiyon videosu" yapmıştı).
Bu örneklerin ortak noktası: Mağdurun rızası yok, kusurluluk hali istismar ediliyor ve seyirci bu şiddete gülerek ortak oluyor.
Arthur Schopenhauer der ki: "İnsanların birbirlerine eziyet etmekten bu kadar büyük zevk alması, dünyanın gerçekten bir cehennem olduğunu gösterir." Bugün beğeni karşılığında başkasının acısından beslenen bu zihniyet, cehennemi sanal bir sahneye dönüştürmüştür.
Fransız filozof Michel Foucault'ya göre modern toplum, "normal" ile "anormal" arasında keskin bir ayrım yaparak anormal olanı teşhir eder, onu bir merak nesnesine dönüştürür. Sosyal medya bu teşhir mekanizmasını katlayarak, farklı olan bireyleri bir "sirk gösterisi" gibi sunar. Beğeni tuşuna basan herkes bu sirkin biletini almış, alkışlamış olur.
Peki tüm bunların ahlaki savunması ne? "Kendisi koyuyor zaten, gülmekte sakınca yok" mu? Oysa bir bireyin kendi acısını teşhir etmeyi kabul etmesi, onunla alay edilmesini meşru kılmaz. Alman filozof Theodor Adorno, "eğlence endüstrisinin” insanları duyarsızlaştırdığını, her şeyi tüketim nesnesine çevirdiğini söyler. Bugün birinin tikleri bir ürünse, bir başkasının travması bir "meme" paketiyse, Adorno'nun kehaneti gerçekleşmiş demektir.
Hannah Arendt, kötülüğün sıradanlaşmasını anlatırken "kötülük sadece fanatik ideolojilerden değil, düşünmeyen, sorgulamayan bireylerin sıradan eylemlerinden doğar" der. Beğeni butonuna sorgusuzca basan, "herkes yapıyor" diye paylaşan milyonlar işte bu düşüncesizliğiyle kötülüğün bir parçası olur.
Daha vahimi, bu içeriklerin sürekli tüketilmesi, genç nesillerde empati yetisini köreltiyor. Yapılan araştırmalar, günde üç saatten fazla sosyal medya kullanan ergenlerde şefkat duygusunun %40'a varan oranda azaldığını gösteriyor. Yani sadece mağdurlar değil, izleyiciler de bu süreçten ahlaki olarak zarar görüyor.
Çözüm nedir? Öncelikle platformların bu tür içeriklere karşı "ahlak filtreleri" geliştirmesi şart. Bugün intihar içerikleri anında kaldırılıyorken, birinin nörolojik rahatsızlığıyla alay eden video niçin saatlerce dolaşabiliyor? İkincisi, izleyici olarak her beğeniden önce "Bu kişinin onurunu koruyor muyum?" diye sormak. Üçüncüsü, eğitim: Okullarda dijital etik ve empati dersleri zorunlu hale gelmeli.
Unutmayalım ki Epiktetos'un dediği gibi: "Bir insanın değeri, ona nasıl davrandığında değil, kimse bakmıyorken nasıl davrandığında gizlidir." Sosyal medya anonimliğin ve ekranın arkasına saklanmanın verdiği cesaretle en karanlık yanlarımızı ortaya çıkarıyor. Bugün bir başkasının acısına gülen, yarın kendi acısı güldüğünde anlayacak insanlığın ne kadar kırılgan olduğunu.
Beğeni uğruna insanlığımızdan vazgeçmeye değer mi? Bu sorunun cevabını hepimiz vicdanımızda biliyoruz. Sıra bu bilgiyi eyleme dökmeye geliyor.
Paylaşmadan önce dur. Beğenmeden önce düşün. Birinin hayatı, senin beğeninden daha değerli.
Sevgiyle kalınız


.png)







