Butlan Sonrası Türkiye: Dörtlü ittifak ve ‘eski Türkiye’nin iflası
Doç. Dr. M. Sadık BEKTAŞ 31.05.2026 09:37:43
İşte oldu. Yıllardır siyasi dedikodu kazanlarında kaynayan, kimilerinin “pespaye bir senaryo” dediği, kimilerinin ise “devlet aklının gereği” diye fısıldadığı o karar çıktı: CHP hakkında siyasi butlan kararı verildi. 100 yıllık çınar, hukuken yok hükmünde sayıldı. Şimdi Türkiye, cumhuriyet tarihinin en ilginç siyasi denklemine uyanıyor: AK Parti, MHP, DEM Parti ve siyasi mirası buharlaştırılmak istenen CHP’nin aynı masada oturduğu bir “Yeni Türkiye İttifakı”.
Bu tablo sadece bir siyasi birleşme değil; bu, eski anayasanın, eski kanunların ve eski kavgaların toptan miadını doldurduğunun ilanıdır. Kaldı ki, değişen dünyada kuralların da değişmesi kaçınılmaz değil mi? Gelin, önce bu zorunluluğu örneklerle anlayalım, sonra bu dörtlü yapının neden kurulmak zorunda olduğunu analiz edelim.
Donmuş Anayasa, Çürüyen Sistem
Mevcut anayasamız, 12 Eylül’ün darbeci mantığıyla yoğrulmuş, 90’larda yamalı bohçaya çevrilmiş bir metin. Değişen dünyada bu metinle yol almak, Formula 1 pistine 70 model Murat 124 ile çıkmaya benzer.
* Dijital Egemenlik Meselesi: Bugün X (Twitter), Meta ve Google, kendi kurallarını devletlerin kanunlarının üstünde görüyor. Türkiye’de bir seçim döneminde platformların algoritma manipülasyonu yaptığı iddia ediliyor. Oysa mevcut anayasa, “haberleşme hürriyeti”ni düzenlerken sosyal medya algoritmalarının bir ulusal güvenlik tehdidi olabileceğini öngörmüyor. Yeni anayasa, dijital vatandaşlık haklarını ve veri egemenliğini tanımlamak zorundadır.
* Yapay Zeka ve Hukuk: Avrupa Birliği, “Yapay Zeka Yasası”nı çıkardı. Türkiye’de ise yapay zekanın ürettiği bir dezenformasyon, bir yargı kararını etkilese hangi kanun işletilecek belli değil. Eski kurallar, yeni suçları tanımlayamaz. Anayasa, “insan onurunu koruma” maddesini algoritmalara karşı da tahkim etmek zorunda.
* İklim Krizi ve Mülkiyet Hakkı: Anayasa’daki mülkiyet hakkı, yükselen deniz seviyesi yüzünden toprakları sular altında kalan, kuraklık yüzünden göçe zorlanan vatandaşı koruyamıyor. İklim adaleti ve eko-kırım suçu gibi kavramların anayasal güvenceye kavuşması şart. Eski kanun, yeni dünyanın selinde boğuluyor.
* Metaverse ve Ceza Hukuku: Sanal bir evrende bir kişinin dijital ikizine tecavüz edildiğini düşünün. Mevcut ceza kanunumuz bunu “bilişim suçu” başlığı altında geçiştiremez. Anayasa, fiziksel beden ile dijital varlık arasındaki hukuki boşluğu dolduracak bir dijital şahsiyet hakkı tanımalı.
İşte bu örnekler gösteriyor ki; anayasa değişikliği bir iktidar keyfiyeti değil, bir varoluş zaruretidir. Ve bu zaruret, butlan sonrası ortaya çıkan tuhaf ittifakın da ideolojik çimentosudur.
Butlan Sonrası Dörtlü Denklem: Zoraki Nikâh Peki, bu dört parti bu yeni anayasa etrafında nasıl buluşuyor?
Cevap: Realpolitik ve beka.
* CHP (Parçalı ve Yasaklı): Butlan kararıyla tabelası asılamayan CHP’nin içindeki milliyetçi-devletçi kanat, varlığını sürdürmek için “devletin sahibi” olarak gördüğü AK Parti-MHP hattına eklemlenmek zorunda. Butlan, CHP’yi ideolojik saflığından arındırdı; şimdi siyasi meşruiyet için anayasa masasında yer almak tek çare.
* DEM Parti: Yıllarca “Kürt sorununa demokratik çözüm” dedi. Yeni dönemde, terörün bittiği bir atmosferde, yeni anayasanın “vatandaşlık tanımı”nı yapması karşılığında masadalar. Onlar için değişen dünya, etnik kimliklerin anayasal tanınması demek.
* MHP: “Önce ülkem ve milletim” diyen MHP, devletin bekası için anayasanın “üniter yapı” vurgusunu güçlendirmek isterken, karşısında DEM Parti’yi muhatap almayı “devlet adamlığı” olarak pazarlıyor. Değişen dünyada, iç cepheyi tahkim etmenin yolu, düşmanı masaya oturtmaktan geçer.
* AK Parti: 22 yıllık iktidarını bir “sistem değişikliği” ile taçlandırmak isteyen AK Parti, değişen dünyanın gerektirdiği o yeni anayasayı (başkanlık modelini kalıcılaştırarak) yapmak için matematiksel çoğunluğu bu ittifakta buluyor.
Tarihin İronisi: Eski Metinle Yeni Dünya Kurulmaz
Bugün gelinen noktada, Atatürk’ün partisinin mirası ile Kürt siyasi hareketinin temsilcilerinin aynı masada olması, Türk siyasetinin en büyük paradoksu. Ama itiraf edelim: 12 Eylül Anayasası ne dijital diktatörlükleri ne iklim göçlerini ne de etnik kimliklerin barışçıl taleplerini çözebilecek kapasitede. Bu dörtlü yapı, eğer sadece sandıkta rakipsiz kalmak için değil de gerçekten “yeni bir toplumsal sözleşme” yazmak için bir araya geliyorsa, tarihi bir fırsat doğar.
Ancak korkum şu: Bu dörtlü, eski kanunların değişmesi gerektiğini söylerken, sadece iktidarlarını tahkim eden maddeleri değiştirip, yukarıda saydığım dijital çağın ruhunu atlarsa, Türkiye sadece butlanla değil, büsbütün bir “zihniyet yokluğuyla” malul kalır. Değişen dünyanın kurallarını yazmaya talip olanlar, önce kendi zihniyetlerindeki eski ayarları değiştirmek zorundadır.
Sevgiyle kalınız


.png)






