Eski Bayramların Sessiz Bereketi


 R. Ferhat VURAL    31.05.2026 09:39:25  


Şimdi dönüp bakınca insan anlıyor…

Bayram dediğimiz şey yalnızca takvimdeki birkaç gün değilmiş. Bayram; bir evin avlusunda kaynayan kazan, tandırdan yükselen ekmek kokusu, uzaktan gelen misafir sesiymiş. Hele bundan kırk elli yıl önce… Adıyaman’ın Kâhta’sında, Gerger’in de Besni de, köylerin taş yollarında bayram başka yaşanırdı.

Bayramdan günler önce başlardı hazırlıklar. Evlerin avluları süpürülür, duvarlar badana yapılırdı. Anneler bakır kapları kumla ovar, parlatırdı. Babalar ise çarşıdan çocuklara yeni ayakkabı almanın hesabını yapardı. O yıllarda herkesin imkânı aynı değildi ama kimse boynunu bükmezdi. Çünkü bir çift lastik ayakkabı bile çocuk için dünyalara bedeldi.

Şehirde olsun köylerde olsun, bayram sabahı erkenden uyanılırdı. Daha güneş Nemrut’un eteklerinden tam doğmadan, köy camisinin hoparlöründen yükselen bayram tekbiri bütün ovaya yayılırdı. Erkekler tıraş olur, çocuklar yeni elbiselerini yatağın başucundan heyecanla alırdı. O kıyafetler bazen bir beden büyük olurdu; “seneye de giyersin” diye.

Bayram namazından dönen büyüklerin elleri öpülürdü. Sonra herkes birbirine sarılırdı. Küslük varsa biterdi. Çünkü eski insanlar bayramı gönül almak için fırsat bilirdi. Bir tas çorba, bir dilim et, bir bardak çay bile paylaşmanın bereketini taşırdı.

Köyün çocukları ceplerine doldurdukları şekerlerle sokak sokak dolaşırdı. Kapısı çalınmayan ev kalmazdı. Yaşlı nineler, dedeler çocukları görünce gözlerinin içi gülerdi. Bazı evlerde ceviz ikram edilirdi, bazılarında pestil, bazılarında ise yeni kesilmiş kurban etinden kavurma…

Elektrik her evde güçlü değildi o zamanlar. Televizyon zaten çoğu köyde ya yoktu ya da tek tük bulunurdu. İnsanlar birbirine bakardı; şimdi olduğu gibi ekrana değil. Muhabbet uzardı. Akşam olunca damlarda serilen yatakların üstünde yıldızlara bakılarak hikâyeler anlatılırdı.

Adıyaman’ın sıcağı gündüz kavursa da bayram akşamları başka olurdu. Hafif bir rüzgâr eserdi Fırat tarafından. Köy odalarında yaşlılar eski zamanları konuşur, gençler sessizce dinlerdi. Herkes birbirini tanırdı. Kimsenin kapısı kilitli olmazdı.

Şimdiki bayramlarda her şey daha hızlı…

Mesajlar kısa, ziyaretler acele, sofralar kalabalık ama gönüller biraz uzak sanki. Oysa eski bayramlarda yokluk çoktu ama huzur fazlaydı. İnsanlar birbirine daha yakındı. Bir lokmanın, bir selamın, bir sarılmanın kıymeti bilinirdi.

Belki de bu yüzden, aradan geçen onca yıla rağmen Adıyaman’ın toprak kokulu köylerinde yaşanan eski bayramlar hâlâ hafızalarda sıcaklığını koruyor. Çünkü bazı zamanlar geçip gitmez… İnsan büyüse de çocukluğunun bayramı yüreğinde yaşamaya devam eder.

Hayırlı Bayramlarımız Olsun