İnsan Haklarının Beşiğinde Yükselen Irkçılık: Avrupa'nın Çifte Standardı


 Doç. Dr. M. Sadık BEKTAŞ    14.06.2026 10:18:05  


Avrupa, uzun yıllardır insan hakları ve özgürlüklerin sembolü olarak sunuluyor. Ancak son yıllarda yükselen ırkçılık, ayrımcılık ve göçmenlere yönelik çifte standartlar, bu söylemin ne kadar gerçekçi olduğunu yeniden sorgulatıyor.

Avrupa’nın “insan hakları beşiği” olarak anılmasına rağmen, son yıllarda artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, bu imajın ne kadar çelişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle Orta Doğu ve Afrika kökenlilere duyulan güvensizlik, artık korkunç boyutlara ulaşmış durumda. Bu hafta sizlere hem istatistiklerle hem de yaşanan somut olaylarla Avrupa’nın bu ikiyüzlü yüzünü anlatmak istiyorum.

Artan Irkçılığın Yüzleri ve Çarpıcı Rakamlar

Avrupa genelinde yapılan araştırmalar, durumun hiç de iç açıcı olmadığını gözler önüne seriyor. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) raporları, AB genelinde ırkçılığın ciddi oranda yükseldiğini ortaya koyuyor. 2023 yılı itibarıyla AB genelinde son 12 ay içinde ayrımcılığa maruz kaldığını söyleyenlerin oranı %21’e çıktı, bu oran 2019’da sadece %15’ti. Bu artış, ırkçılığın artık marjinal bir sorun olmaktan çıkıp toplumun geneline yayıldığını gösteriyor.

Ülkeler özelinde baktığımızda manzara daha da vahim:

Fransa’da durum alarm veriyor: Fransa İçişleri Bakanlığı’na bağlı SSMSI’nın verilerine göre, 2024 yılında ülkede ırkçı, yabancı düşmanı ve din karşıtı 16 bin suç işlendi. Bu suçların 9 bin 400’ü yüksek ve orta seviyede, ayrıca bir önceki yıla göre %11’lik bir artış söz konusu. En çok hedef alınan grup ise genellikle Afrika kökenli yabancılar.

Birleşik Krallık’ta rekor artış: İngiltere’de 2023-2024 döneminde işlenen nefret suçlarının %70’ini ırkçı saldırılar oluşturdu. 140 bin 561 nefret suçu ihbarının 98 bin 799’u ne yazık ki ırkçı saldırılardı. Müslüman karşıtı nefret suçları da tavan yapmış durumda.

Hollanda ve İsveç’te endişe verici tablo: Etnik kökene dayalı ayrımcılığın en çok hissedildiği ülke %82 ile Hollanda olurken, onu %77 ile Fransa, %75 ile İtalya takip ediyor. İsveç’te ise katılımcıların %73'ü bu tür bir ayrımcılığa maruz kaldığını belirtiyor.  Bu rakamlar, sadece bireysel önyargılarla sınırlı kalmayıp sistematik bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Müslümanlara Yönelik Artan Nefret: İslamofobi

Avrupa’da ırkçılığın en çok görüldüğü alanlardan biri de maalesef İslamofobi. FRA’nın verilerine göre AB genelinde Müslümanların %47’si son 5 yıl içinde ayrımcılığa uğradığını belirtiyor. Bu sayı endişe verici bir hızla artıyor; 2016’daki oran %39’du.

2024 yılı İslamofobi Raporu’na göre, Müslümanlara yönelik ayrımcılık artık münferit olayların ötesine geçti ve devlet politikalarının, medya söylemlerinin ve güvenlik uygulamalarının bir parçası haline geldi.  Fransa ve Almanya, yükselen aşırı sağ hareketler ve artan göçmen karşıtlığı nedeniyle İslamofobi’nin en yoğun olduğu ülkeler arasında gösteriliyor.

Bu noktada çok önemli bir araştırmaya dikkat çekmek isterim: Johannes Gutenberg Üniversitesi Mainz’ın araştırması, Batı Avrupa’daki İslamofobi’nin dini inançtan çok, göçmen karşıtı “yerlicilik” (nativism) ve otoriter tutumlar tarafından körüklendiğini ortaya koyuyor. Yani sorun din farklılığından çok, “öteki”ne duyulan korku ve güvensizlik.

"Göçmenler Suç Getirir" Algısı ve Gerçekler

İşte bu noktada Avrupa’nın en büyük ikiyüzlülüklerinden biri karşımıza çıkıyor: göçmenleri toplu bir suçlu olarak görme eğilimi. “Göçmenler suç oranlarını artırıyor” söylemi, özellikle aşırı sağ partilerin sıkça kullandığı bir korku malzemesi. Peki gerçekten öyle mi?

Almanya Federal Kriminal Polis Dairesi’nin (BKA) 2024 verilerine göre, geçici statüdeki göçmenler (sığınmacılar, koruma statüsüne sahip kişiler) tüm suç şüphelilerinin sadece %8,8’ini oluşturuyor.  Bu oran 2023’teki %8,9’a neredeyse aynı. Almanya nüfusunun %15’ini oluşturan yabancı uyruklular (uzun dönem oturum izni olanlar dahil) tüm şüphelilerin yaklaşık %35,4’ünü oluştururken, Alman vatandaşları hâlâ şüphelilerin %64,6’sını oluşturuyor.

Başka bir ifadeyle, Almanya’daki suçların büyük çoğunluğu yine Alman vatandaşları tarafından işleniyor. Fransa’da durum farklı değil: 2024 yılında suç şüphelilerinin %17’sini yabancılar oluşturuyor. Farklı çalışmalar, göçün suç oranlarını artırdığı iddiasının bilimsel bir temelinin olmadığını defalarca göstermiştir. Bu istatistikler, göçmenleri toplu bir tehdit olarak gösteren söylemlerin ne kadar haksız ve insafsız olduğunu kanıtlıyor.

Avrupa’nın İkiyüzlülüğü: Farklı Göçmenlere Farklı Muamele

Avrupa’nın ikiyüzlülüğünü en çarpıcı şekilde gözler önüne seren konu, göçmenlere uygulanan çifte standarttır. Ukrayna’dan gelen savaş mültecilerine gösterilen anlayış ve kucaklayıcı yaklaşım, Orta Doğu ve Afrika’dan gelenlere gösterilmiyor bile. Esasen Avrupa’nın mevcut göç ve iltica politikaları, kökleri sömürgecilik geçmişine dayanan derin ikiyüzlülük ve ırkçılık barındırıyor.

Avrupa Birliği’nin yeni göç mutabakatı, bu ikiyüzlülüğün en son örneği. AB dış sınırlarından düzensiz yollarla geçen herkes, 12 haftaya kadar hızlandırılmış sınır prosedürlerine tabi tutuluyor. Bu, sığınma hakkına erişimi ciddi şekilde kısıtlayan ve insan haklarını hiçe sayan bir düzenleme. Eleştirmenler, bu tür politikaların caydırıcılığa çok fazla odaklanıp göçün temel nedenlerini (çatışma, yoksulluk, baskı) görmezden geldiğini vurguluyor.

Sonuç: Duvarlar ve Önyargılarla Örülü Bir Avrupa

Avrupa, kendini özgürlükler, insan hakları ve demokrasi beşiği olarak tanımlamayı seviyor. Ancak Orta Doğulu ve Afrikalı göçmenlere kilitlenen kapılar, her geçen gün artan ırkçı saldırılar ve siyasetin merkezine oturan yabancı düşmanlığı, bu söylemin ne kadar boş olduğunu gösteriyor. Ne yazık ki, Avrupa artık dışlayarak, öteki yaratarak ve korku siyasetiyle giderek daha fazla anılan bir kıta haline geliyor. Somut verilerin gösterdiği gibi, göçmenler suçun ana kaynağı değil; aksine, ırkçılık ve ayrımcılık asıl sorun. Suç konusunda genellemeler yapmak yerine, bireyselleştirilmiş adaleti ve sosyal uyumu teşvik eden politikalar hayati önem taşıyor. Aksi halde, korkuya dayalı bu politikalar toplumları daha da kutuplaştıracak ve nefret sarmalını beslemeye devam edecek. Bu çarpık tabloyu görmek ve dile getirmek hepimizin sorumluluğu. Avrupa’nın karanlık yüzü üzerine düşünmek, belki de bu iki yüzlülüğü sorgulamanın ilk adımı olacaktır.

Ne dersiniz?