Gavur Mahlesi 32. Bölüm Köyün 'Güzel'i
Hüseyin Tepeler 28.06.2026 08:01:49
(Aşk, kendi hayatının baş rolünü başkasına kaptırmaktır bir yerde.. Yarin üstüne yağmur yağar sen ıslanırsın; bir çiçeğe dokunur, kokan senin elindir artık; O’nun gözlerinden seyredersin güzel bir manzarayı mesela, hoş, o baktı diye güzeldir zaten artık oralar.. Buralar.. Her yer!)
Seyhan (Kahkahalar arasında): “Valla Güler abla bu kız, ailesini çağırıp sizin Hüseyin’i istemeye gelirse şaşırma!”
Güler: “Yok daha neler! O kadar da deli değildir herhal!”
Seyhan: “Kız ben sana ne anlatom sabahtan beri? Geçen hafta bizim dayıkızının düğünü yok muydu? Orda tanışmışlar, a o gün bugündür kız her Allah’ın günü bizim eve gelor!”
Eşhan (Yarım yamalak Türkçesiyle): “E ka sen de mivan sevmon, iki çoy yopmeye üşenon, mahna aron ki kimse size gelmeye. Cimriliğinden ölecena! Acı malını yi yi.. Genjlerin ne suci var?”
Seyhan: “Güler abla.. A şimdi bu ne dedi? Sen bişey anladın mı? Dinime imanıma ben bu arvadın konuşmalarını artık hiç anlamom.. Kız yanın yere gelesice, Türkçe konuş Türkçee! Eeeey!”
Kadriye: “Ay Allah iyiliğini versin Eşhan, elin kadınları çoluğunun çocuğunun defterinden okuma yazmayı öğrenor, sen git gide geriye gidon.. Hah hah ha!”
Eşhan: “Kurzul kurt! Ne olmış kız benim konuşmama? Tışti pis! Ben tek kızınca dilim dönmor e ka! Dum dum liketey!”
Seyhan: “Bak işte yine şiş kebap gibi bi Kürtçe bi şeherce saplamaya başladı.. Olor olor, sen canını sıkma Eşhan bacı, inşallah on iki sene sonra konuşman düzelecek ben de görecem..”
Güler: “E de neyse ley, Seyhan, sen bir şey anlatıyordun devam et hele..”
Kadriye: “Hoşuna gitti haa.. Güler abla? Heyir mi? Sevdin herhal gelinini? Hı?”
Güler: “Kız ne bilim, Hüseyin’e eyi geldi.. İlk defa yüzü gölor çocuğın.. Normalde bizle yemeğe bile oturmazdı.. Bilmom ki.. Şimdi dışarda, maça gideceklerdi, hele bi gelsin konuşam..”
Seyhan (Pencereden dışarıya doğru bakınarak): “Anam ne maçı, Hatice gilin balkonundalar, bizim kızlar, Selçuk, Hüseyin.. Aaa diya!”
Eşhan: “Hele bahiim, peeey, he kııız, çay yapmışlara! Güler ablaaa, kız çoğ güzelaaa, uvvığ, andi mina meleka melek, kurbana hade.. Va çiye leey?”
Kadriye: “Al işte, şimdi neye kızdın ya? Yalanın bata ha!”
(Gülüşmeler.. Ve o sırada balkonda..)
Tsira: “Ne olur şeker kullanıyorum de..”
Hüseyin: “Herhalde yani şekersiz çay mı olur?”
Selçuk: “Olım bari püskütle yerken şeker atmayın la, pih!”
Ayten: “Ama bebişim öyle daha acı oluyor sanki çayın tadı..”
Hüseyin (Çaktırmadan sırıtarak ve sessizce): “Üüüf.. Bebişim.. A sen dur olım!”
Selçuk (Sinirden ve utancından kulakları kızararak): “Kız sana elli bin defa dedim bana öyle deme ha! Biri duysa bin yıl bizim gereksizlerin dilinden kurtulamamaa!”
Hüseyin (Hınzırca bir gülüşle): “Yok yaaav.. Nerden duyacaklar.. Fakat doğru söylon Selçuk’um, duysalar var ya.. Üvvviii..”
Selçuk: “Hele bi söyleee.. Seni var ya.. Ihm.. Neyse.. Eeey? Yani bu yaz tatilinde Adıyaman’da mı kalacaksınız?”
Tsira: “Aslında sadece tatil için gelmiştik ama ben dönmeyeceğim geri, (Hüseyin’e bakıp gülümseyerek) memleketim buraymış benim.. Belki de hiç dönmem!”
Selçuk (Kahkahasını tutmaya çalışırken patlayan bir sesle): “Olloh ollooooh.. Ulan aşka bak!”
Ayten: “Efendim aşkım?”
Selçuk: “Sana demedim kız! Zilli! Peçete ver hele..”
(Tam o esnada)
Seyhan (Güler abla gilin balkonundan): “Tsiraaa.. Aayteeen.. Gelin kızlar birazdan kısır yapacaz..”
Ayten: “Geliriz Seyhan hala, hazır olunca seslenin!”
Tsira: “Olur mu kız öyle! Kalk hemen, gidip yardım edelim, ayıp olur..”
(Aynı anda) Seyhan: “Yok yok şimdi gelin hem bak burda sizle tanışmak isteyen biri var..”
…
Kızlar eve girer girmez Tsira derhal mutfağa gitti ve sıcacık bir merhabayla Güler Hanım’a gülümsedi.
“Hoş geldin kızım..”
O an sanki zaman durmuş, ikisi de öylece kalakalmıştı. Geçmiş ve gelecek tüm zamanlar “şimdi” denilen anda birleşmişti adeta.. Birbirlerine sadece kadınların anlayacağı dilden, sessiz, içten ve hayranlıkla baktılar.. Güler Hanım yer sofrasında sol eliyle bakır leğenini kenarından kavramış sağ eliyle de küftesini yoğurmaktaydı. Sol elini sakince Tsira’ya uzattı. İşte o muhteşem an.. Tsira sanki yeryüzünün en kıymetli emanetini alırcasına dizlerinin üstünde, elleri titreyerek, zerdali gözleri ıslak bir şekilde tutup öptü Güler annesinin sol elinin tam üstündeki haki yeşili Kürt dövmesinin tam ortasından.
İkisi de o anda içeri giren Seyhan’ın kendisinden beklendiği üzere şarkı söyleyerek ve ellerini birleştirip işaret parmağıyla “şakkk şakkk” diye çırtikli göbek atması ve yanındaki diğer kadınların da zılgıtlı alkışlarla tempo tutmasıyla kendilerine gelebildiler. Birkaç saniyeliğine hep beraber bir düğün provası yapmışlardı sanki.
Bu küçük(!) tanışma töreninden sonra Tsira hemen mutfak tezgahında salata yapmaya koyuldu. Kısır hazır sayılırdı.
Seyhan (İmalı bir edayla): “Kızım acı sana zahmet biraz bağdanis ufatıp ver, ablam küfteye koysun, unuttu herhal..”
Kadriye: “Bak işte bu da başladı. Kız Seyhan a bu kız şimdi nerden bilsin bağdanis ney?”
Seyhan: “E anam küfteye ne girer, bağdanis dediğin soğan değil, sarmısak değil, salça değil, tuz biber değil, baharat değil, ne kalor geriye?”
Eşhan: “Ah! Elin kızı çıtol bilecağ bağ…”
Tsira o saniyede doğrama tahtasının üstünde küçücük doğramış olduğu maydonozu Güler hanıma yaklaştırarak hınzır bir gülümsemeyle:
“Bu yeterli mi yoksa biraz daha mı ekleyeyim?”
Herkes donakalmıştı..
Güler: “Yeter kızım, eline sağlık.”
Kadriye (Güler Hanım’ın kulağına eğilip fısıldayarak): “Valla Güler abla biz sana hamarat diyordığ ama bu kız seni geçer söyleyim. Bi de bana kızma ama hani sana vakti zamanında köyün güzeli diyorlarmış ya, bu kız beş köyün güzeli valla..”
Tsira farkında olmadan Güler hanımın hayattaki en önemli kriterlerinden biri olan pratiklik konusunda gözüne girmişti, hem de ilk anda.. Ve kendisini hasetle izleyen Eşhan hanıma çatlatırcasına bir ifadeyle bakarak Güler annesine şu efsane detayı sordu:
“Salataya pirpirim de doğrayayım mı Güler annem? Hüseyin sever mi?”
El kızı değildi o.. Ülkenin o kuzeyinden bu güneyine ve tam da Hüseyin’in gönlüne düşen bir cemreydi.. Elin değildi.. “Evin”di!
>>>>>>>>>DEVAMI HAFTAYA


.png)







