Gavur Mahlesi 33. Bölüm ‘Yakışan Hastalık’


 Hüseyin Tepeler    12.07.2026 09:50:12  


(Hastalık kelimesinin en basit tanımı “iyi olmama hali” diye bilinir. Özelikle de sizi yakından tanıyanlar ve/veya düzenli olarak görenler bu hali hemen fark ederler. Çünkü her zamanki gibi değilsinizdir; renginiz, konuşmanız, bakışınız, yürüyüşünüz bir tuhaf, aklınız dalgın, hisleriniz körelmiştir. Bunun “iyi olmama” ile alakası yoktur aslında; siz “kendi”niz değilsinizdir. Mesele budur.)

Selçuk: “Ey olım? Sen ne dedin? O ne dedi? Anlat hele.”

Hüseyin: “La ne diyecek, annem gili, evi mevi övdü, hayatında böyle şahane bir şey görmemiş, gendisi zaten hep buralıymış gibi hissediyormuş, bundan sonra da hep burda benle yaşayacakmış, ben de dünyadaki tek güzel adammışım falan işte.”

Abidin: “Sen de inandın öyle mi o hayalete?”

Selçuk (Çok sert bir ani bakışla Abidin’e dönerek): “Şşş! Abdin! Ne yapon olım sen?”

            (Abidin homurdanarak ağzından kaçırdığı şeyin neye mal olacağını gün bitmeden anlayacaktı. Fakat kim bilir belki de bu gafıyla aslında farkında olmadan Hüseyin’e hayatının en büyük iyiliğini yapmıştı!)

Barış, Abidin’in bu ölümcül hatasını telafi etme çabasıyla hemen söze girdi:

“Veeey, güzel adam, lafa bak lafaaa... Eeey? Sonra ne oldu hele anlat anlat…”

Selçuk: “Kıskanmayın yavrum, adam güzel işte.”

Zeynal: “Ah! Erkeg adam güzel olırmı la? Ayıp tama! Yakışıklı benim yeğenim! Bi daha güzel müzel demeyin valla sizi vurruma!”

            Barış gibi diğer arkadaşları da bu çabaların nafile olduğunun farkındalardı ama yine de arsız bir umutla Hüseyin’in o kelimeyi duymamış olma ihtimalinin üstüne gittiler. Fakat:

Hüseyin: “Ne? Hayalet mi? Ne hayaleti olım? Abdin?”

Abidin: “Hayalet demedim olım, sen öyle hayal et dedim. Sabahtan beri palavralar sallon, del mi la, Selçuk?”

            (Artık çok geçti… Ok yaydan çıkmış, Hüseyin’in aklının tam ortasına saplanmıştı!)

Hüseyin: “Oğlum bi laf ettin devamını da getir. Kim hayalet? Neye inanmışım? Ne demek istiyon?”

Selçuk: “Yav dostum sen Abdin’i bilmon mı? Akım diyecekken yine… Mal eşşek ha!”

Barış: “He keke boş ver bu salağı şimdi, ne güzel anlatordın, devam et sen!”

            Kısa bir sessizlikten sonra Abidin artık daha fazla dayanamayarak o ana kadar oturmakta oldukları duvardan aşağı bir hamlede atlayıp bağırmaya başladı:

            “Yeter be, başlarım size de arkadaşlığınıza da ha! Eyilik mi yaponız olım bu adama böyle? Açık açık konuşsanıza artık! Yazık değil mi la adama? Nasıl iyileşecek lan bu böyle? Hasta işte, biriniz söyleyin o da ona göre yaşasın hayatını! Yoksa kimden öğrenecek? Tisira mıydı neydi o mu söyleyecek? Olmayan Tisira!”

            Hüseyin meraklı bakışlarla bir yandan Abidin’in bu fevri çıkışından bir yandan da diğer arkadaşlarının sessiz ve hüzünlü yüz ifadelerinden bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Birkaç dakika süren topyekün sessizliğin içinde tam kaybolacakken hayatının en güzel sesi çekip çıkardı Hüseyin’i o kuyudan yine:

Tsira: “Ne oldu birtanem? Neden seslendi bunlar bana?”

Hüseyin: “Ne bileyim ya, kendin sor, bana bir şey anlatmıyorlar.”

Tsira: “Abidin, Barış… Selçuk abi ne oldu niye tartışıyorsunuz?”

Tsira: “Abi cevap versenize! Niye üzdünüz adamımı?”

Hüseyin: “Olım kız size bi soru soruyor… Konuşsanıza!!”

Abidin: “Hangi kız oğlum? Nerde? Hani?”

Hüseyin: “La Tsira işte, sevgilim, yengen, aman ne halt ise işte!”

Tsira: “Halt mi? Sağ ol aşkım ya…”

Hüseyin: “Allah belanızı vermesin bak kalbini kırdık kızcağızın, ağlattık kızı. Tsiraaa! Yahu gitme bak bunlara sinirlenmiştim yeminle.”

            Hüseyin hayatının aşkı Tsira’nın peşinden Seyhan ablaların evine doğru ilerlemeye koyuldu. İyice uzaklaştıktan sonra:

Barış: “Abdin olım beğendin mi yediğin naneyi? Ne yapacaz şimdi? La adamın kime ne zararı var, gendi gendine sırıta sırıta gezor gün boyu. Eskisi gibi dağa bayıra çıksa, sesi kısılana kadar şarkı söylese, sakatlanana kadar koşsa, duvardan duvara çarpsa daha mı eyi?”

Selçuk: “He valla. Çocuk ilaç da kullanmordı ne güzel. Hem Şehmus emmi geçen bize demedi mi bu kız Hüseyin’e iyi geldi aman ha ses etmeyin diye?! Sadece uyku düzeni eyice bozılmış biraz da iştahı getmiş, onun dışında mis gibi takılordı adam mahallede. Sana ne olor? Ne dert düşmüş ki sana!”

Abidin: “Hangi kız olım? Ne kızı? Adamın sevdiği kız yıllar önce öldü işte, Sezen’i ne çabuk unuttunuz? Bizim de arkadaşımız değil miydi olım o kız? Adam da kafayı yedi işte o gün! Hayali sevgililere bağlanıp bağlanıp her defasında daha da beter olor adam!”

Selçuk: “La yok olım bu ilkti yav, ne sevgilileri?”

Abidin: “Ne ilki yavrum bu kızla tanıştığını söylediği zamandan beri beş tane kız terk etmiş Hüseyin efendiyi.”

Zeynal: “Yav Abdin sen hakkatten geri zekalısına! La onlar da bu kızdı onlar da! Adam bununla küsüp küsüp barışor. Anlamadın mı?”

Abidin: “Ey olım peki o zaman aldatmasına ne diyonız? Bi bakom bi kıza şiir yazor, öbürkine türkü söylor, diğeriyle evlilik planları yapor, doğacak kızlarının adını bile konışorlar, ney dediler geçen, Filiz mi Funda mı Fatma mı ney koyacaklarmış çocuğun adını!”

Selçuk: “La yavrum onların hepsi de bu kız işte, aynı kız, Tsira ha!”

Abidin: “Nasıl ya? Vallaha mı? Ne bilim olım ben de adam hasta diye… Yav bir bakordım havalara uçmuş bir bakordım paramparça olmış kalbi, bi köşede ağlor. Dedim artık öğrensin, yazıktır… Allah da benim belamı vere…”

Zeynal: “Selçuk haket neydi bunun hastalığı, sana anlatmışlardı…”

Selçuk: “Valla tam değil ama biraz şizofren gibi bişey. Bi ilacı var bunun, o felaketten beri yemeğine katorlar ama ilaç vücudunu eritormış, o yüzden bazen mecbur ilaca ara verorlar. A işte o zamanlar sarhoş(!) gibi bişey olor adam. Ama çok acayip yav. İlacı aldığında yorulup tükenene kadar oraya buraya koşturor, bişeyler yazor, türkü söylor, gün boyu elalemin işlerine yardım edor, kedi köpek beslor, sonra melem gibi olup gelip evine yator, kimseye zararı yok ama kimseyle de konuşmor. İlacı bıraktığı zaman da…”

Abidin: “Sarhoşken yani? Eeey?”

Selçuk: “He işte olım acayip olan da bu zaten. İlaca ara verdikleri zaman çok tatlı, sevecen, muhabbeti şahane birine dönüşüyor ama aklı hep eskilerde olduğu için krizler gelor adama. İşte bu kız ilk defa iyi geldi bizimkine.”

            Hüseyin bütün konuşulanları sokağın köşesindeki duvarın arkasında gizlenerek dinlemişti. Tsira’nın peşinden gitmekten son anda vazgeçmiş, arkadaşlarının yanına dönüp şu meşhur “hayalet” meselesini netliğe kavuşturmayı amaçlamıştı. Fakat duydukları karşısında adeta nefesi kesilmiş, engel olamadığı sessiz hıçkırıklara boğularak gözyaşları içinde kalmıştı. Tam o sırada arkasından bir ses:

Tsira: “N’aber birtanem? Sarhoşluğun geçmedi umarım! Beni ona borçlusun unutma…”

            (Aşk ise, bilinen tek “iyileştiren” hastalıktır… Kendin değilsindir evet, kendinden geçmiş bir haldesindir çünkü… En masum, en zavallı, en saf, en şeffaf, en kırılgan, en cesur, en korkak halinlesindir… Aşk sarhoşluğu iyidir… İyilik iyidir… Öyleyse aşk iyidir! Ve kim ne derse desin, bu hastalık Hüseyin’e çok yakışmıştı, gerçeği anlayana dek…)

Hüseyin: “Nedendir bilmem, Ahmet Telli ustanın şu dizeleri geldi şimdi aklıma, ben ilacıma başlayayım yeniden, sen de şunu duy en son benden:

Biten bir aşk için

Söylenecek söz şu olmalı:

Güzeldi yine de..”

 

>>>>>>>>>DEVAMI HAFTAYA