Adıyaman Gazi ortaokulu (1.bölüm) ‘aşk, kurtarır!’
Hüseyin Tepeler 20.09.2026 10:09:58 Bu İçerik 835 kez görüntülendi.
(Yeni yazı dizisi)
(Acaba ufak bir kelime oyunuyla okulun adına “Mazi Ortaokulu” mu denmesi gerekir, bilemiyorum. Adıyaman’da yaşamış herkesin bu okula mutlaka yolu düşmüştür. Hatta neredeyse herkesin ailesinin en az bir üyesi bu okuldan mezun olmuştur. Dolayısıyla şehrin hafızasında çok önemli bir yere sahiptir Gazi Ortaokulu.
Ve de yüreğinde.. Özellikle de bazılarının..
Bu yazı dizisi işte tam da bu sebeple kaleme alınıyor. Maziye bakıp iç çektiren, gülümseten, göz buğulandıran, bazen öfkelendirse de çoğu zaman affettiren o emektar binaya ve orada geçen yıllara bir saygı duruşudur hikayemiz. Doksanlı yıllarda geçen öykümüzdeki kişi, yer ve olaylar tamamen hayal ürünüdür. Fakat o hayal neyin ürünü, öğrenelim bakalım..)
Civciv Kadir: “Orta birleri gördünüz mü la? Ufacıklar ha, aynı enik gibiler! Hah hah hah ha..”
Bakır Mehmet: “La yazık niye öyle diyon yav. Tama Allah günah yazara!”
Adana’lı Ünal: “Yavrum sen çok mu farklıydın o yaşta? Lakabını ilk hafta almadın mı o sene?”
Civciv: “Adanalıı! Bak bilonaa!”
Adana’lı: “Neyi biliyorum lan? Bana mı dikleniyon sen? Anten!”
Civciv (Hafiften pısarak): “Vallahi seni Aytimur abime söylerim senin hışını çıkarıra!”
Beyefendi Mikail: “Tamam beyler sakin olun ayıptır arkadaşsınız.”
Okulun ilk günüydü, fakat bu sınıf için bu tür tajgalalar(!) zaman ve mekan farketmeksizin son derece normaldi.
Aylin (Eliyle yüzünü yelleyerek): “Uvvviş, hele karaçilere bak, yine toz ettiler ortalığı! Acı iki dakka rahat duruna!”
Boru Fehmi: “Sana ney kız? Alırım ayağımın altına ha!”
Aylin: “Hele al da görim! Nasıl bana ney? Başkan yardımcısıyım ben! Vallahi yazıyom seni tahtaya!”
Fehmi: “Yazarsan suratınla silerim ona göre!”
(Dünyanın en kalın ve en ince seslerinin bu ağız dalaşı gerçekten müthiş bir ironi yaratmış, sınıftaki herkesi kahkahaya boğmuştu.)
Dişo Zeynal (Platonik aşkı Aylin’e yaranmak için): “Boru! Adam ol bak vurruma seni!”
Boru: “Ne vuron olım? Kuş mu vuron!”
Kuşey Selçuk (Uzaktaki sırasından): “Nolor la? Kimi vurormış Dişikırık efendi?”
Dişo: “La sana ne dert düşor? Ben Boru’ya diyom eşşek herif!”
Kuşey: “A dur sana bilom ben!”
(Tekrar kavga, tekrar toz ve bu defa çığlık!)
Aylin (İncecik sesini daha da incelterek): “Ayyyyy! Yeteeeer! Allah belanızı versin boğulacaz tozdan pislikten yeteeer!”
Sıraların arasında başlayan kavga giderek daha da kalabalıklaşacakken Aylin’in neredeyse camları kıracak tizlikteki feryadı herkesi çil yavrusu gibi dağıtmış, panikle sıralarına oturtmaya yetmişti. Aylin’den korktuklarından değil, tüm okulda yankılanan çığlığı duyması kaçınılmaz olan müdür yardımcısı Bedir Saygılı’nın sınıfa Allah ne verdiyse dalmasının an meselesi olmasıydı sebep. O an istisnasız tüm sınıfın aklına aynı anı gelmişti; son derece sessiz ve tedirgin bir ifadeyle birbirlerine bakıyor olmalarından bunu anlamak hiç de zor değildi:
Orta birin daha ilk günü, İstiklal Marşı töreninin hemen sonrasında, daha sınıfa yeni adım atmış ve rastgele sıralarına yerleşirlerken, nur yüzlü, beyaz saçlı, perçemini geriye doğru kıvırmış olan bir öğretmen sınıfa tatlı tatlı gülümseyerek girdi. O dönemler yeni bir okula başlayan her öğrenci gibi bizimkiler de abilerinden ve etraftan okuldaki dayakçı hocaların adlarını öğrenmişlerdi. Şu an hangi ad hangi öğretmenindi bilmiyorlardı fakat bu içeri giren öğretmen kesinlikle onlardan biri olamazdı. Yanıldıklarını acı bir şekilde öğreneceklerdi:
“Merhaba kuzucuklar. Yeni başladınız ha? Nasıl? Beğendiniz mi okulumuzu? Mutlu muşunuş? Hıı? Sevimli şeyler sizi.. Neyse, tanışalım. Ben Bedir Saygılı.. Saygılarrr!”
Çat! Çattt! Gümm! Çaattt!
Daha ilk dakikadan okulun en dayakçı hocasına denk gelmiş, ortada hiçbir sebep yokken sınıfça sıra dayağına çekilmişlerdi. Hem de ne dayak! Bedir Hoca, aniden canavarlaşarak bildiği bütün uzak doğu figürlerini sırasıyla öğrenciler üzerinde denemeye başlamıştı. Bu figürlerden en meşhuru da işaret parmağı havada diğerleri de hafiften bükülü bir şekilde avucunun içiyle karın boşluğuna sertçe vurmaktı ve hatta adı bile vardı bu figürün: “destek vuruşu”!
Tam dayak sırası orta sıranın tam ortasında oturan Civciv ve Dede Hüseyin’e gelmişti ki Bedir Hoca sınıfa bir açıklama yapma gereği hissetti:
“Şimdi siz bu dayağın sebebini merak ediyorsunuzdur. (O sırada Bedirzede çocuklar inilti-homurdanma karışımı sesler çıkararak karınlarını tutuyorlardı) Söyleyeyim. Yarın bir gün okulun bir yerinde bir yaramazlık yaparsınız, benim de kulağıma gelmez belki, olur ya hani, ve yahut okulda değilimdir.. Neyse. İşte şimdiden peşin peşin cezanızı verim ki borçlu kalmayayım size. Hak geçmesin. Eveet, kimde kalmıştık?”
Dede’nin bu konuşma sırasında aklına şahane bir fikir gelmişti (fısıldayarak):
“Hişş, Civciv! Karnını tut lan! Bak benim gibi yap! Hadi!”
Numara işe yaramış, Bedir efendi Civciv ve Dede’yi geçip bir ön sıradaki Keke Barış ve Avdik Abidin ile sıra dayağına kaldığı yerden devam etmişti.
Şimdi ise orta üçün yine ilk gününün yine ilk dakikalarında yine aynı adamdan yine aynı dayağı yemek üzereydiler. Evet, tarih gerçekten de tekerrürden ibaretti..
Dede ve sevgilisi Bilge her zaman yaptıkları ve yine ısrarla yapacakları gibi derse gecikmiş, koridordan sınıfa doğru ilerlemekteydiler.
Bilge: “Hayatımmmm! Bak gerçekten mesele değil, elimi tutabilirsin ama daha çok erken.. Hem bak daha bana o şeyi bile söylemedin!”
Dede: “Yav önce sen söyle, ben de söylerim söz! Vallahi bak. Söylemezsem… Şşş, dur kız bekle, sınıftan acayip sesler geliyor..”
Çaaat! Çattt! Gümmm!
Bilge: “Aaa evet kavga var sanırım..”
Dede: “Yok yok bu kavga değil, tanırım bu sesleri. Sen bilmezsin, geçen sene geldin, şanslısın. Bu kesin Bedir hoca! Yine sanatını konuşturuyor bizimkilere! Sıra dayağı var!”
Bilge son derece tedirgin bir halde Dede’nin elini tutarak:
“Hiiih, eyvah, saklanalım hadi bizi görmesin, koş hadi koş!”
…
Dede, aylardır hayalini kurduğu anı nihayet yaşıyordu. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu fakat bunun sürat mevzusuyla ya da dayaktan kurtulmalarıyla hiç alakası yoktu.
Koşaradım sevmekti çünkü “aşk”..
Elini tutunca yarin,
Dünyanın öbür ucuna
Gidebilecek olmaktı..
(Kısa bir süre sonra..)
Bilge: “Off, tükendim.. Oyy, ayaklarım sızladı ya.. Of.. Neyse. Kalbim nasıl atıyor bak..”
Dede: “Ben daha çok.. İnanmazsan sen de getir elini göğsüme.. Bak!”
Bilge (O dünya güzeli gamzelerini gülümseterek): “Ben daha çok! Deli! Neyse, iyi ki.. Şeyy.. Kurtulduk işte... Anla yaa!”
Aşk, kurtarmıştı..
>>> DEVAMI HAFTAYA


.png)









